Ceza soruşturmasının kişi bakımından en ağır sonuç doğuran aşamalarından biri, henüz hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmayan kişinin yakalanması, gözaltına alınması, kollukta tutulması ve ifadesinin alınması sürecidir. Bu aşamada yapılan işlemler yalnızca Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen birtakım şekli işlemlerden ibaret değildir. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, savunma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, susma hakkı, kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanmama hakkı ve hukuka aykırı delillerin kullanılmaması gibi anayasal güvencelerin tamamı aynı anda gündeme gelebilmektedir.
Bu nedenle yakalama ve gözaltı işlemlerinin hukuka uygunluğu yalnızca “polis yakalayabilir mi?” veya “gözaltı süresi kaç saattir?” sorularıyla sınırlı değerlendirilemez. Yakalamanın sebebinden tutanağın düzenlenmesine, sağlık kontrolünden yakınlara haber verilmesine, avukatla gizli görüşmeden dosyaya erişime, ifade alma yöntemlerinden hâkim denetimine kadar uzanan bütün süreç birlikte değerlendirilmelidir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da ceza muhakemesindeki hakların yalnızca kâğıt üzerinde tanınmasının yeterli olmadığını; bu hakların gerçek, uygulanabilir ve etkili şekilde kullandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Anayasa Mahkemesinin Şenel Çelik, Mehmet Baydan, Gürhan Nerse ve Senem Esen kararları ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Goddi/İtalya ve Salduz/Türkiye kararları, yakalama ve savunma hakkı bakımından önemli ölçütler içermektedir.
Yakalama ve Gözaltının Anayasal Dayanağı
Yakalama ve gözaltının hukuki değerlendirmesine doğrudan Ceza Muhakemesi Kanunu’ndan başlamak eksik olacaktır. Zira kişinin özgürlüğüne yönelik müdahalenin sınırları öncelikle Anayasa tarafından çizilmiştir.
Anayasa’nın 17. Maddesi: Kötü Muamele ve Vücut Bütünlüğünün Korunması
Anayasa’nın 17. maddesine göre herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Aynı maddede hiç kimseye işkence veya eziyet yapılamayacağı, insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muamele uygulanamayacağı açık biçimde güvence altına alınmıştır.
Bu hüküm özellikle yakalama sırasında zor kullanılması, kelepçe takılması, kişinin nezarethanede tutulma şartları, sağlık kontrolüne götürülmemesi veya kollukta kötü muamele iddialarının bulunması hâllerinde doğrudan önem taşımaktadır. Kolluğun kanunen zor kullanma yetkisinin bulunması, kullanılan her türlü fiziksel müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez. Müdahale kanuni, gerekli ve ölçülü olmalıdır.
Anayasa’nın 19. Maddesi: Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkı
Yakalama ve gözaltının temel anayasal dayanağı Anayasa’nın 19. maddesidir. Anayasa, kişi özgürlüğünün esas olduğunu kabul etmiş ve özgürlüğün hangi hâllerde sınırlandırılabileceğini istisnai biçimde düzenlemiştir.
Bu nedenle yakalama tedbirine ilişkin değerlendirmede yalnızca bir kanun maddesinin bulunması yeterli değildir. Özgürlüğe müdahalenin kanunda öngörülmesi, müdahalenin meşru bir amaca dayanması, somut olayın koşulları içerisinde gerekli olması ve ölçülülük ilkesine uygun bulunması gerekir.
Anayasa’nın 19. maddesi ayrıca yakalanan veya tutuklanan kişiye hakkındaki işlemin sebebinin bildirilmesini, özgürlükten yoksun bırakmanın yargısal denetime açık olmasını ve Anayasa’da belirlenen esaslara aykırı biçimde özgürlüğü kısıtlanan kişilerin zararlarının devlet tarafından karşılanmasını güvence altına almaktadır. AİHS’nin 5. maddesi de benzer şekilde özgürlükten yoksun bırakılan kişinin tedbirin hukukiliğini kısa süre içerisinde bir mahkemeye inceletebilmesini ve hukuka aykırı yakalama veya tutmanın mağduruna tazminat isteme hakkı tanınmasını öngörmektedir.
Anayasa’nın 36. Maddesi: Savunma ve Adil Yargılanma Hakkı
Anayasa’nın 36. maddesi herkesin meşru vasıta ve yollardan yararlanarak yargı mercileri önünde iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir.
Savunma hakkı yalnızca kovuşturma aşamasında mahkeme huzurunda kullanılacak bir hak değildir. Bir kimsenin suç şüphesi altında bulunduğunun kendisine bildirildiği andan itibaren ceza muhakemesi bakımından savunma güvenceleri önem kazanmaya başlar. Bu nedenle avukat yardımından yararlanma, müvekkille gizli görüşme, dosya kapsamında erişilebilecek bilgi ve belgeleri inceleme ve ifade sırasında hukuki yardımda bulunma hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki güvencenin somut görünümleridir.
Anayasa’nın 38. Maddesi ve Susma Hakkı
Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci fıkrası, hiç kimsenin kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya ya da bu yönde delil göstermeye zorlanamayacağını düzenlemektedir.
Bu anayasal güvence ceza muhakemesinde “susma hakkı” ve “kendi kendini suçlamama ayrıcalığı” olarak karşımıza çıkar. Şüpheli kimlik bilgilerini doğru vermekle yükümlü olmakla birlikte, kendisine isnat edilen suç hakkında açıklama yapmaya zorlanamaz.
Bunun yanında Anayasa’nın 38. maddesinde kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin anayasal yasak da bulunmaktadır. Dolayısıyla işkence, cebir, tehdit, aldatma veya kanunun yasakladığı başka yöntemlerle elde edilmiş bir beyanın kullanılmaması yalnızca CMK’dan doğan bir sonuç değil, doğrudan anayasal bir gerekliliktir.
Yakalama Nedir ve Hangi Hâllerde Yapılabilir?
Yakalama, kişinin hâkim kararı bulunmaksızın geçici olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Yakalamanın temel düzenlemesi CMK m.90 hükmüdür.
CMK m.90/1 kapsamında kişiye suçu işlerken rastlanması veya suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin kaçma ihtimalinin bulunması yahut kimliğinin hemen belirlenememesi hâllerinde geçici yakalama yapılabilmektedir.
Kolluk görevlilerinin yakalama yetkisi ise CMK m.90/2’de ayrıca düzenlenmiştir. Tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan bir durumda Cumhuriyet savcısına veya kolluk amirine derhâl başvurma olanağı bulunmuyorsa kolluk görevlileri yakalama işlemi gerçekleştirebilir.
CMK m.90/4 gereğince kolluk, yakalanan kişinin kaçmasını veya kendisine yahut başkasına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra kişiye kanuni haklarını derhâl bildirmek zorundadır. Yakalanan kişi ve olay hakkında Cumhuriyet savcısına hemen bilgi verilerek savcının talimatına göre işlem yapılması da kanuni bir zorunluluktur.
Dolayısıyla kişinin bir suç şüphesi altında bulunması tek başına sınırsız bir yakalama yetkisi doğurmaz. Yakalama sebebinin somut olayda mevcut olması ve işlemin kanunda öngörülen usule uygun gerçekleştirilmesi gerekir.
PVSK Madde 13 Kapsamında Polisin Yakalama, Koruma Altına Alma ve Uzaklaştırma Yetkisi
Yakalama konusunda yalnızca CMK hükümleri bulunmamaktadır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 13. maddesi de polisin belirli hâllerde kişileri yakalama, uzaklaştırma veya koruma altına alma yetkisini düzenlemektedir.
PVSK m.13 kapsamında suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan bazı durumlarda suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine ilişkin kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan kişiler; haklarında yetkili makamlar tarafından yakalama veya tutuklama kararı verilenler ve maddede ayrıca gösterilen diğer kişiler hakkında işlemin niteliğine göre yakalama, uzaklaştırma veya koruma altına alma tedbiri uygulanabilir.
Ancak burada üç kavram birbirinden ayrılmalıdır. Her koruma altına alma işlemi ceza soruşturmasına ilişkin yakalama olmadığı gibi, her uzaklaştırma işlemi de ceza muhakemesi anlamında gözaltı değildir. Uygulanan müdahalenin hukuki niteliği somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.
PVSK m.13 ayrıca zor kullanılarak yakalananların ve haklarında suç soruşturması yürütülecek şüpheli veya sanıkların yakalama anındaki sağlık durumlarının tabip raporuyla tespit edilmesini öngörmektedir.
Yakalama Tutanağı Neden Önemlidir? CMK Madde 97
Yakalama işleminin en önemli belgelerinden biri CMK m.97 kapsamında düzenlenen yakalama tutanağıdır.
CMK m.97 uyarınca yakalamanın mutlaka tutanağa bağlanması gerekir. Tutanağa kişinin hangi suç nedeniyle yakalandığı, yakalamanın hangi koşullarda gerçekleştiği, yakalama yeri ve zamanı, yakalamayı gerçekleştiren görevliler ve kişinin haklarının kendisine anlatıldığı hususları yazılmalıdır.
Yakalama tutanağı ilerleyen aşamalarda gözaltı süresinin hesaplanması, zor kullanma iddialarının değerlendirilmesi, sağlık raporuyla tutanak arasındaki çelişkilerin ortaya konulması ve hukuka aykırı yakalama nedeniyle tazminat istenmesi açısından önem taşır.
Özellikle yakalama saatinin doğru kaydedilip kaydedilmediği üzerinde durulmalıdır. Kişinin fiilen özgürlüğünün kısıtlandığı saat ile resmi tutanakta gösterilen saat arasında farklılık bulunması, gözaltı süresi ve kişi hürriyeti bakımından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Yakalama Emri Hangi Hâllerde Çıkarılabilir? CMK Madde 98
Yakalama emri ile suçüstü yakalaması birbirinden ayrılmalıdır. Yakalama emrinin koşulları CMK m.98 hükmünde düzenlenmiştir.
Soruşturma evresinde, çağrı üzerine gelmeyen veya kendisine çağrı yapılamayan şüpheli hakkında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi yakalama emri düzenleyebilir. Tutuklama isteminin reddine itiraz hâlinde itiraz merciinin de yakalama emri düzenleme imkânı bulunmaktadır.
Buna karşılık CMK m.98/3 kovuşturma evresi için özel bir kural getirmiştir. Buna göre kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında hâkim veya mahkeme tarafından resen yahut Cumhuriyet savcısının istemi üzerine yakalama emri düzenlenebilir.
Bu ayrım uygulamada son derece önemlidir. Sanığın yalnızca duruşmaya gelmemiş olması ile hukuken “kaçak” sayılması aynı şey değildir.
Şenel Çelik Kararı: Kovuşturma Aşamasında Yakalama Emrinin Sınırları
Anayasa Mahkemesinin Şenel Çelik, B. No: 2019/16560, 18.01.2022 kararı yakalama emrinin sınırları bakımından önemli bir karardır.
Olayda başvurucu hakkında kovuşturma aşamasında savunmasının alınması amacıyla yakalama emri düzenlenmiş, başvurucu bir otelde bulunduğu sırada yakalanarak mahkemeye götürülmüştür. Ancak mahkeme başvurucuya öncelikle çağrı yapılması, iddianamenin ve duruşma gününün tebliği gibi olağan usulleri tüketmeden yakalama emrine başvurmuştur.
Anayasa Mahkemesi CMK m.98/3 hükmüne dikkat çekerek kovuşturma aşamasında yakalama emrinin kaçak sanık bakımından düzenlenebileceğini, somut olayda ise başvurucunun kaçak olduğunun kabulünü gerektiren bir durum bulunmadığını vurgulamıştır. Ayrıca soruşturma makamlarının kişinin gerçekten suça konu eylemi gerçekleştiren kişi olup olmadığını yeterli şekilde araştırmadan kamu davası açtığı belirlenmiştir.
AYM sonuç olarak yakalama işleminin Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğine, hukuka aykırı yakalama nedeniyle talep edilen tazminatın karşılanmamasının da Anayasa’nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası bakımından ayrıca ihlal oluşturduğuna karar vermiştir.
Bu karar, “sanığın savunmasını almak istiyorum” gerekçesinin tek başına özgürlüğün kısıtlanmasını meşru hâle getirmediğini göstermektedir. Mahkeme öncelikle kanunun öngördüğü daha hafif usulleri işletmeli ve yakalama emrinin şartlarını somut olarak ortaya koymalıdır.
Gözaltı Nedir? CMK Madde 91
Yakalama ile gözaltı aynı kavram değildir. Yakalama, kişiye yönelik ilk özgürlük kısıtlamasını ifade ederken gözaltı, yakalanan kişinin Cumhuriyet savcısının kararıyla soruşturmanın tamamlanması amacıyla belirli bir süre özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır.
CMK m.91/1 uyarınca yakalanan kişi Cumhuriyet savcılığınca serbest bırakılmazsa soruşturmanın tamamlanması amacıyla gözaltına alınabilir. Genel kural uyarınca gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmek için zorunlu yol süresi hariç olmak üzere, yakalama anından itibaren yirmi dört saati geçemez. Zorunlu yol süresi ise on iki saatten fazla olamaz.
Ancak kişinin gözaltına alınabilmesi yalnızca Cumhuriyet savcısının bu yönde karar vermesine bağlı değildir. CMK m.91/2, gözaltı tedbirinin soruşturma bakımından zorunlu olmasını ve kişinin suçu işlediğini gösteren somut delillerin bulunmasını şart koşmaktadır.
Toplu suçlarda ise delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle Cumhuriyet savcısı gözaltı süresini, her defasında bir günü geçmemek üzere toplam üç gün uzatabilir. Kanunun belirli suçüstü hâlleri bakımından kolluk amirlerince gözaltı kararı verilmesini sağlayan ayrıca özel düzenlemesi de bulunmaktadır.
Bu nedenle gözaltı, yakalamanın otomatik sonucu değildir. Önce yakalamanın, ardından gözaltı kararının ayrı ayrı hukuki şartları bulunmalıdır.
Yakalama ve Gözaltına Karşı Sulh Ceza Hâkimliğine Başvuru: CMK Madde 91/5
Uygulamada en önemli fakat zaman zaman gözden kaçırılan hükümlerden biri CMK m.91/5‘tir.
Yakalama işlemine, gözaltına alma kararına veya gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı yakalanan kişi, müdafii, kanuni temsilcisi, eşi veya birinci ya da ikinci derece kan hısımı kişinin derhâl serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla sulh ceza hâkimine başvurabilir.
Sulh ceza hâkimi başvuruyu evrak üzerinden derhâl ve en geç yirmi dört saat içinde sonuçlandırmalıdır.
Dolayısıyla yakalama veya gözaltının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa yalnızca gözaltı süresinin dolmasını beklemek zorunlu değildir. Kanun, özgürlük kısıtlamasının hukuka uygunluğunun devam eden tedbir sırasında hâkim önüne taşınmasına imkân vermektedir.
Bu düzenleme aynı zamanda AİHS m.5/4’teki, özgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin tutulmasının hukukiliğini kısa süre içerisinde bir mahkemeye inceletme hakkının iç hukuktaki önemli karşılıklarından biridir.
Bir Kişinin “Yakalanmamış” Görünmesi Özgürlüğünün Kısıtlanmadığı Anlamına Gelir mi?
Hayır. Özgürlükten yoksun bırakmanın bulunup bulunmadığı yalnızca düzenlenen belgenin adına göre belirlenemez.
Anayasa Mahkemesinin Mehmet Baydan [GK], B. No: 2014/16308, 12.04.2018 kararında başvurucu telefonla polis merkezine davet edilmiş ve kendi isteğiyle polis merkezine gitmiştir. Buna rağmen burada fiilen tutulmuş ve ayrılmasına izin verilmemiştir.
AYM, kişinin polis merkezine kendi isteğiyle gitmiş olmasını tek başına belirleyici görmemiş; kişinin fiilen ayrılmakta serbest bulunup bulunmadığına bakmıştır. Sonuçta Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Bu kararın uygulamadaki önemi büyüktür. “Sadece bilgi almak için çağırdık”, “gönüllü geldi” veya “resmî olarak gözaltında değildi” biçimindeki açıklamalar tek başına yeterli değildir. Kişinin gerçekten bulunduğu yerden ayrılma imkânının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir.
Yakınlarına Haber Verme Hakkı: CMK Madde 95
Yakalanan veya gözaltına alınan kişinin dış dünyayla tamamen bağlantısının kesilmemesi ceza muhakemesinin temel güvencelerinden biridir.
CMK m.95 uyarınca şüpheli veya sanık yakalandığında, gözaltına alındığında veya gözaltı süresi uzatıldığında Cumhuriyet savcısının emriyle bir yakınına veya kendisinin belirlediği bir kişiye gecikmeksizin haber verilmesi gerekir.
Dolayısıyla bildirim yapılacak kişi mutlaka anne, baba, eş veya kardeş olmak zorunda değildir. Kanun açıkça “bir yakını veya belirlediği bir kişi” ifadesini kullanmaktadır.
Yakalanan veya gözaltına alınan kişinin yabancı olması durumunda ise kişi yazılı olarak karşı çıkmadığı sürece vatandaşı olduğu devletin konsolosluğuna durum bildirilir.
Sağlık Kontrolü ve Hekim Raporu
Yakalama ve gözaltı sürecinde sağlık kontrolü basit bir prosedür değildir. Özellikle zor kullanma iddialarının bulunduğu dosyalarda giriş ve çıkış raporları son derece önemli delillerdendir.
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 9. maddesi, gözaltına alınacak kişinin sağlık durumunun hekim kontrolüyle tespit edilmesine ilişkin ayrıntılı hükümler içermektedir. Zor kullanılarak yakalanan kişinin sağlık durumunun belirlenmesi; gözaltı yeri değiştirildiğinde, gözaltı süresi uzatıldığında, kişi serbest bırakılırken veya adli mercilere sevk edilirken sağlık durumunun gerektiği şekilde kayıt altına alınması önem taşımaktadır. Yönetmelik sağlık kontrolünü yakalama ve gözaltının güvencelerinden biri olarak kabul etmektedir.
PVSK m.13 de zor kullanılarak yakalananların ve haklarında suç soruşturması yürütülecek kişilerin yakalama anındaki sağlık durumlarının tabip raporuyla tespitini öngörmektedir.
Bu nedenle bir kişinin vücudunda darp izi, kelepçe izi, ekimoz, sıyrık veya başka bir yaralanma bulunuyorsa sağlık raporunda bunların gösterilip gösterilmediğinin kontrol edilmesi gerekir.
Zor Kullanma Yetkisinin Sınırları: PVSK Madde 16
Polisin zor kullanma yetkisi PVSK m.16‘da düzenlenmiştir.
Polis görevini yerine getirirken dirençle karşılaşması hâlinde bu direnci kırmak amacıyla ve direnci kıracak ölçüde zor kullanabilir. Zor kullanma, direncin mahiyetine ve derecesine göre kademeli biçimde uygulanmalı; bedenî kuvvet, maddi güç ve şartları varsa silah kullanma aşamalarında gereklilik ve ölçülülük ilkelerine uyulmalıdır.
Dolayısıyla yakalama sırasında bir kişinin direnmiş olması kolluğa sınırsız güç kullanma yetkisi vermez. Kullanılan güç, karşılaşılan direncin niteliğiyle orantılı olmalıdır.
Bu değerlendirme Anayasa m.17’deki kötü muamele yasağıyla birlikte yapılmalıdır.
Kelepçe Takılması Her Yakalamada Zorunlu mudur?
Hayır. CMK m.93, yakalanan veya tutuklanan kişilere ancak kaçacaklarına yahut kendisinin veya başkasının yaşam veya beden bütünlüğü bakımından tehlike oluşturduğuna ilişkin belirtilerin bulunması durumunda kelepçe takılabileceğini düzenlemektedir.
Dolayısıyla “yakalandıysa kelepçelenir” biçiminde genel bir kural bulunmamaktadır. Kelepçe kullanımı da somut olay bakımından gereklilik ve ölçülülük denetimine tabidir.
Çocuklar bakımından ise daha koruyucu bir düzenleme vardır. Çocuk Koruma Kanunu m.18 uyarınca çocuklara zincir, kelepçe ve benzeri araçlar takılamaz; ancak kaçmayı veya kişinin kendisine ya da başkalarının yaşam ve beden bütünlüğüne yönelik tehlikeyi önlemek için gerekli önlemlerin alınabilmesi mümkündür.
Yakalama Kişinin Evini veya Eşyalarını Otomatik Olarak Arama Yetkisi Verir mi?
Yakalama ile arama farklı koruma tedbirleridir. Bir kişinin hukuka uygun biçimde yakalanmış olması, konutunun, işyerinin, aracının veya tüm kişisel eşyalarının kendiliğinden aranabileceği anlamına gelmez.
Adli aramanın temel koşulları CMK m.116 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Şüphelinin veya sanığın yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda kanunda aranan şüphenin bulunması gerekir.
Aramanın karar veya emir usulü ise CMK m.119 kapsamında ayrıca değerlendirilir. Özellikle konut, işyeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda arama yapılabilmesi bakımından kanunun öngördüğü karar veya yazılı emir şartlarına uyulması gerekir.
Bu nedenle “kişi yakalandı, dolayısıyla her yeri aranabilir” şeklindeki yaklaşım hukuken doğru değildir. Bununla birlikte yakalanan kişinin kaçmasını, kendisine veya başkasına zarar vermesini önlemeye yönelik güvenlik araması ile delil elde etmeye yönelik adli aramanın birbirinden ayrılması gerekir.
Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı
Savunma hakkının etkili biçimde kullanılabilmesinin en önemli araçlarından biri müdafi yardımından yararlanma hakkıdır.
CMK m.149 uyarınca şüpheli veya sanık soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin yardımından yararlanabilir. Aynı maddenin üçüncü fıkrası son derece açıktır: soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında avukatın şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade veya sorgu sırasında yanında bulunma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez ve kısıtlanamaz.
Bu nedenle müdafiin görevi yalnızca ifade tutanağının sonuna imza atmak değildir. Müdafi hukuki isnadı değerlendirebilmeli, müvekkille görüşebilmeli, dosya kapsamında erişebileceği belgeleri inceleyebilmeli, usule aykırılıkları tespit edebilmeli ve gerektiğinde bunları tutanağa geçirebilmelidir.
Zorunlu Müdafi Hangi Hâllerde Atanır? CMK Madde 150
CMK m.150 zorunlu müdafiliğin temel hükmüdür.
Şüpheli veya sanık müdafi seçebilecek durumda olmadığını bildirir ve müdafi talep ederse kendisine müdafi görevlendirilir.
Bunun dışında müdafii bulunmayan kişi çocuksa, kendisini savunamayacak derecede malul ise veya sağır ve dilsiz ise talebi aranmaksızın müdafi görevlendirilir.
Ayrıca yürürlükteki CMK m.150/3 uyarınca alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda da zorunlu müdafilik söz konusudur.
Bu noktada uygulamada kullanılan bazı yönetmelik veya eski metinlerde farklı ifadelerle karşılaşılabildiğinden, somut olayda doğrudan güncel CMK hükmünün esas alınması gerekir.
Müdafi ile Gizli Görüşme Hakkı: CMK Madde 154
Avukatın müvekkiliyle görüşmesi yalnızca görüşmeye izin verilmesiyle gerçekleşmiş sayılmaz. Görüşmenin gizli olması gerekir.
CMK m.154/1 uyarınca şüpheli veya sanık, vekâletname aranmaksızın müdafiiyle her zaman ve konuşulanları başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Müdafi ile yapılan yazışmalar da kural olarak denetlenemez.
Dolayısıyla kolluk görevlilerinin görüşmeyi duyabilecek şekilde aynı odada bulunması veya konuşmanın içeriğine müdahale edilmesi savunma hakkı bakımından sorun doğurur.
Kanunda belirli ağır suçlar yönünden, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla gözaltındaki kişinin müdafiyle görüşmesinin yirmi dört saat süreyle sınırlandırılabileceğine ilişkin istisnai düzenleme bulunmaktadır. Ancak aynı düzenleme, bu süre içerisinde kişinin ifadesinin alınamayacağını da açıkça belirtmektedir.
Dosya İnceleme Hakkı: CMK Madde 153
Savunmanın etkili olabilmesi için müdafiin isnadın dayandığı bilgi ve belgeler konusunda belirli ölçüde bilgi sahibi olması gerekir.
CMK m.153/1 gereğince müdafi soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin örneğini harçsız alabilir.
Ancak belirli suçlara ilişkin soruşturmalarda ve soruşturmanın amacının tehlikeye düşebileceği hâllerde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla inceleme yetkisi sınırlandırılabilir.
Buna karşılık CMK m.153/3 önemli bir istisna getirmektedir. Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifade tutanakları, bilirkişi raporları ve şüpheli ile müdafiin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar bakımından bu kısıtlama uygulanamaz.
Bu nedenle soruşturma dosyasında kısıtlılık kararı bulunması “müdafiye hiçbir belge gösterilemez” anlamına gelmemektedir.
İfade Alma Sırasında Şüphelinin Hakları: CMK Madde 147
İfade alma işleminin temel hükmü CMK m.147‘dir.
İfade alınırken öncelikle kişinin kimliği tespit edilir ve kendisine yüklenen suç açıklanır. Müdafi seçme hakkı ve avukatın hukuki yardımından yararlanma imkânı bildirilir. Yakalanan kişinin yakınlarına haber verilmesine ilişkin hakları uygulanır.
Bunun yanında şüpheliye açık biçimde yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanuni hakkı olduğu, yani susabileceği söylenmelidir. Şüpheliye ayrıca şüpheden kurtulmasını sağlayabilecek somut delillerin toplanmasını isteyebileceği ve lehine olan hususları ileri sürebileceği hatırlatılmalıdır.
İfade veya sorgu işlemi tutanağa bağlanmalı; işlemin nerede ve ne zaman yapıldığı, hazır bulunan kişiler, hakların yerine getirilip getirilmediği ve tutanağın ilgili kişiler tarafından okunup imzalandığı kaydedilmelidir.
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 23. maddesi de ifade alma sırasında uygulanması gereken bu esasları ayrıntılı olarak düzenlemektedir.
Susma Hakkını Kullanmak Suçluluk Göstergesi midir?
Susma hakkı anayasal bir haktır ve tek başına suçluluk göstergesi olarak kabul edilemez.
Anayasa m.38/5 ile CMK m.147 birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin kendisine yöneltilen suç isnadına ilişkin açıklama yapmak zorunda olmadığı açıktır.
Savunma stratejisi bakımından şüphelinin ifade vermesi veya susma hakkını kullanması somut dosyanın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Ancak kolluğun kişinin susma hakkını kullanmasını engellemesi, susmanın aleyhine sonuç doğuracağını söylemesi veya kişiyi açıklama yapmaya zorlaması hukuken kabul edilemez.
İfade Almada Yasak Yöntemler: CMK Madde 148
CMK m.147 ile m.148 birbirinden ayrılmalıdır. CMK m.147 ifade ve sorgunun nasıl yapılacağını düzenlerken CMK m.148 ifade alma ve sorguda yasak yöntemleri düzenlemektedir.
CMK m.148’e göre şüpheli veya sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Kötü davranma, işkence, ilaç verme, aşırı yorma, aldatma, cebir, tehdit veya benzeri bedensel ya da ruhsal müdahalelerle kişinin iradesi sakatlanamaz.
Şüpheliye kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
Daha önemlisi, yasak yöntemlerle elde edilen ifade kişi daha sonra buna rıza göstermiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.
Ayrıca müdafi hazır bulunmaksızın kolluk tarafından alınan ifade, şüpheli veya sanık tarafından hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Aynı olayla ilgili olarak şüphelinin yeniden ifadesinin alınması gerekiyorsa bu işlemi Cumhuriyet savcısının yapması gerekir.
Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nin 24. maddesi de yasak ifade alma yöntemlerini düzenleyen tamamlayıcı hükümler içermektedir.
Hukuka Aykırı Delilin Ceza Muhakemesindeki Sonucu
Hukuka aykırı delil meselesi yalnızca CMK m.148 ile sınırlı değildir.
Anayasa m.38 kanuna aykırı elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini düzenlemektedir.
CMK m.206 kapsamında kanuna aykırı olarak elde edilmiş delilin ortaya konulması reddedilmelidir.
CMK m.217/2’ye göre yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir.
Bunun yanında CMK m.289 kapsamında hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delile dayanması hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında düzenlenmiştir.
Dolayısıyla hukuka aykırılığın ceza muhakemesindeki sonucu yalnızca işlemi yapan kamu görevlisinin sorumluluğu değildir; elde edilen delilin hükme esas alınabilirliği de doğrudan etkilenmektedir.
Tercüman Hakkı: CMK Madde 202
Ceza muhakemesinin adil olabilmesi için kişinin yalnızca kendisine soru sorulduğunu anlaması yeterli değildir. Suç isnadını, hukuki sonuçlarını ve savunma seçeneklerini anlayabilecek dil yeterliliğine sahip olması gerekir.
CMK m.202 uyarınca sanık veya mağdur meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir. Bu hükümler soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur ve tanık bakımından da uygulanır. Soruşturma aşamasında tercümanın hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanması öngörülmüştür.
Kişinin günlük hayatta belli düzeyde Türkçe konuşabiliyor olması, karmaşık hukuki soruları anlayabildiği anlamına gelmeyebilir. Bu nedenle tercüman ihtiyacı somut olarak değerlendirilmelidir.
AİHM Salduz/Türkiye Kararı: Avukata Erken Erişim Hakkı
Avukat yardımından yararlanma hakkı bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin en önemli kararlarından biri Salduz/Türkiye [BD], B. No: 36391/02, 27.11.2008 kararıdır.
Başvurucu olay tarihinde çocuk olup kollukta müdafi bulunmaksızın ifade vermiş, bu ifade daha sonraki ceza yargılamasında kendisine karşı kullanılmıştır.
AİHM, adil yargılanma hakkının etkili biçimde korunabilmesi için kural olarak şüphelinin polis tarafından ilk kez sorgulanmasından itibaren avukat yardımına erişimin sağlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Avukata erişime getirilecek sınırlamalar ancak somut olay bakımından ciddi ve zorlayıcı nedenlerle haklılaştırılabilir. Mahkeme olayda AİHS m.6/1 ile m.6/3-c kapsamında ihlal sonucuna ulaşmıştır.
Salduz kararının temel yaklaşımı şudur: Savunma hakkı, ceza davasının son aşamasında devreye giren bir hak değildir. Kişi suç şüphesiyle karşı karşıya kaldığı ilk andan itibaren savunmasının geleceğini etkileyebilecek kararlar vermektedir. Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamalarında avukat yardımının önemi büyüktür.
AİHM Goddi/İtalya Kararı: Avukatın Dosyada Bulunması Tek Başına Yeterli Değildir
Goddi/İtalya, B. No: 8966/80, 09.04.1984 kararı savunmanın yalnızca şeklen değil etkili biçimde sağlanması gerektiğini gösteren klasik kararlardandır.
Davada başvurucunun seçtiği müdafi duruşmada bulunamamış ve duruşma günü başka bir avukat görevlendirilmiştir. Ancak yeni görevlendirilen avukat dosyayı yeterince tanımamakta ve savunmayı hazırlamak için gerekli zamana sahip bulunmamaktadır.
AİHM, yalnızca bir avukatın ismen görevlendirilmiş olmasını yeterli görmemiş; savunma yardımının pratik ve etkili olması gerektiği anlayışını benimsemiştir.
Bu yaklaşım CMK müdafiliği bakımından da önemlidir. Müdafiin ifade odasına girip ifade sonunda tutanağı imzalaması tek başına etkili hukuki yardım anlamına gelmez. Müvekkille görüşme, isnadı öğrenme, varsa usule aykırılıkları değerlendirme ve savunmaya gerçek anlamda katkı sunabilme imkânının bulunması gerekir.
Gürhan Nerse Kararı ve Zorunlu Müdafiden Haberdar Olma
Anayasa Mahkemesinin Gürhan Nerse, B. No: 2013/5957, 30.12.2014 kararında zorunlu müdafilik ve müdafiye yapılan usul işlemlerinin sanık bakımından sonuçları değerlendirilmiştir.
Başvurucunun iddialarından biri baro tarafından kendisine zorunlu müdafi görevlendirildiğinden haberdar olmaması ve bu müdafi tarafından gerçekleştirilen bazı usul işlemlerinin kendisi bakımından sonuç doğurmasıdır.
AYM’nin konuya ilişkin içtihadında sanığın kendisine zorunlu müdafi görevlendirildiğinden haberdar olması önem taşımaktadır. Kişi müdafi görevlendirildiğini bilmiyorsa sırf görevlendirilen müdafiye yapılan bildirim veya işlemlerin sanık bakımından otomatik olarak bütün hukuki sonuçları doğurduğunun kabul edilmesi savunma hakkı yönünden sorun oluşturabilir.
Bu yaklaşım da CMK müdafiliğinin şekli bir görevlendirme olmadığını göstermektedir.
Senem Esen Kararı ve Zorunlu Müdafi Hakkı
Anayasa Mahkemesi Senem Esen, B. No: 2020/14769, 19.01.2023 kararında zorunlu müdafi görevlendirilmemesi nedeniyle müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
AYM, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında savunma ve adil yargılanma hakkını değerlendirirken zorunlu müdafilik şartlarının gerçekleştiği bir ceza yargılamasında hukuki yardımın sağlanmamasını yalnızca şekli bir eksiklik olarak görmemiştir. Müdafi yardımı, yargılamanın bütününün adilliğini etkileyebilecek temel bir usul güvencesidir.
Tutuklama Şartları: CMK Madde 100 ve 101
Yakalama ve gözaltından sonraki en ağır koruma tedbirlerinden biri tutuklamadır.
CMK m.100/1 uyarınca tutuklama için öncelikle kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunmalıdır. Bunun yanında bir tutuklama nedeninin bulunması gerekir. Tedbirin işin önemi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiriyle ölçülü olması da zorunludur.
Tutuklama nedeni bakımından kişinin kaçması, saklanması veya kaçacağına ilişkin somut olguların bulunması; delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme yahut tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı kurulmasına ilişkin kuvvetli şüphenin bulunması önem taşır. Bazı katalog suçlarda ise kanunun öngördüğü şartlarla tutuklama nedeninin varlığı yönünde karine kabul edilmektedir.
CMK m.101 ise tutuklama kararının gerekçesini düzenlemektedir. Tutuklama veya tutukluluğun devamı kararında kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerini, tedbirin ölçülülüğünü ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağını gösteren somut olguların gerekçeli olarak ortaya konulması gerekir.
Bu nedenle yalnızca suçun katalog suç olması veya isnadın ağır olması tutuklama bakımından tek başına yeterli değildir.
Çocukların Yakalanması ve Gözaltına Alınması
Çocuklar bakımından ceza muhakemesinin genel hükümleri özel koruyucu hükümlerle birlikte uygulanmalıdır.
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.4, çocuğun yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınmasını, çocuğun yarar ve esenliğinin gözetilmesini, çocuk ve ailesinin bilgilendirilmesini ve karar süreçlerine katılımlarının sağlanmasını temel ilkeler arasında düzenlemektedir. Ayrıca çocuk hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlere son çare olarak başvurulması esastır.
2026 itibarıyla yürürlükteki ÇKK m.15, adli süreçteki çocuk hakkında soruşturmanın çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından bizzat yürütülmesini düzenlemektedir. Çocuğun ifadesi veya diğer işlemler sırasında sosyal çalışma görevlisi bulundurulabilmesi de hüküm altına alınmıştır.
ÇKK m.16 gereğince gözaltına alınan çocuklar kolluğun çocuk biriminde tutulur; çocuk birimi bulunmayan yerlerde ise yetişkinlerden ayrı yerde bulundurulmaları gerekir.
Çocuklara yönelik işlemlerde ayrıca CMK m.150 gereğince zorunlu müdafi görevlendirilmesi söz konusudur.
Çocuk Hukukunda “Dört Telefon Kuralı”
Çocuk adalet sistemi uygulamasında kullanılan “dört telefon kuralı”, yakalanan veya adli sisteme dâhil olan çocuk bakımından ilgili kişi ve kurumların gecikmeksizin bilgilendirilmesini ifade eden pratik bir kontrol yöntemidir.
Uygulama materyallerinde bildirim yapılması gereken merciler Cumhuriyet savcısı, baro, Aile ve Sosyal Hizmetler birimleri ve çocuğun yararına aykırı olmadığı sürece ailesi olarak gösterilmektedir.
Buradaki amaç yalnızca formaliteyi yerine getirmek değildir. Çocuğun soruşturma sürecine yetişkin bir şüpheli gibi tek başına bırakılmaması; hukuki, sosyal ve ailevi koruma mekanizmalarının aynı anda devreye alınması amaçlanmaktadır.
Pekin Kuralları ve Riyad İlkeleri
Çocuk ceza adaleti bakımından ulusal mevzuatın yanında uluslararası standartlar da önem taşır.
“Pekin Kuralları” olarak anılan Birleşmiş Milletler Çocuk Adalet Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kuralları, çocuk hakkında uygulanacak müdahalenin çocuğun yaşı, kişisel durumu ve sosyal koşulları dikkate alınarak belirlenmesini; özgürlükten yoksun bırakmanın sınırlı ve son çare niteliğinde uygulanmasını esas alır.
“Riyad İlkeleri” ise Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleridir. Bu ilkeler çocuk suçluluğunu yalnızca cezalandırma meselesi olarak değil, aile, eğitim, sosyal çevre ve koruyucu sosyal politikalarla ilişkili bir mesele olarak ele almaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin çocuk adaletine ilişkin yaklaşımı da özgürlükten yoksun bırakmanın son çare ve mümkün olan en kısa süreli tedbir olması gerektiğini vurgulamaktadır.
Hukuka Aykırı Yakalama ve Gözaltı Nedeniyle Tazminat: CMK Madde 141
Yakalama veya gözaltının hukuka aykırı olması hâlinde mesele kişinin serbest bırakılmasıyla sona ermez.
CMK m.141, koruma tedbirleri nedeniyle devletten maddi ve manevi tazminat talep edilebilecek hâlleri ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.
Kanunda gösterilen koşullar dışında yakalanan veya tutuklanan kişiler; kanuni gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayanlar; kanuni hakları hatırlatılmadan veya haklarından yararlanma talebi yerine getirilmeden tutuklananlar; yakalama veya tutuklama nedenleri kendilerine açıklanmayanlar; yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyenler ile kanunun saydığı diğer kişiler tazminat talebinde bulunabilir.
CMK m.141 ayrıca ölçüsüz arama, hukuka aykırı elkoyma ve kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmama gibi başka koruma tedbiri ihlallerini de kapsamaktadır. 2024 yılında yapılan değişikliklerle bazı adli kontrol tedbirlerine ilişkin tazminat imkânları da hükme eklenmiştir.
Tazminat talebinin süresi ve usulü ise CMK m.142 kapsamında ayrıca değerlendirilmelidir. Dolayısıyla somut olayda yalnızca beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararının bulunması değil, hangi tazminat sebebine dayanıldığı ve kanuni sürelerin korunup korunmadığı önem taşır.
Yakalama ve Gözaltı Sürecinin Bir Bütün Olarak Değerlendirilmesi
Ceza muhakemesinde hukuka uygunluk denetimi parça parça değil, işlem zinciri üzerinden yapılmalıdır.
Bir kişinin yakalanması söz konusu olduğunda öncelikle yakalamanın CMK m.90, CMK m.98 veya PVSK m.13 kapsamında hangi hukuki sebebe dayandığı belirlenmelidir. Ardından yakalamanın gerçek saati, yeri, yakalamayı yapan birim ve yakalama tutanağı incelenmelidir.
Kişinin gözaltına alınması durumunda CMK m.91’de aranan soruşturma bakımından zorunluluk ve somut delil şartları ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Gözaltı süresinin başlangıcının kişinin fiilen özgürlüğünden yoksun bırakıldığı ana göre belirlenmesi gerekir.
Yakınlara haber verme yükümlülüğü, sağlık kontrolü, zor kullanma ve kelepçe uygulaması ayrıca incelenmelidir.
Müdafi bakımından CMK m.149, 150, 153 ve 154 hükümleri birlikte ele alınmalı; avukatla görüşmenin gerçekten gizli şekilde gerçekleştirilebilip gerçekleştirilemediği, dosyaya ilişkin erişimin kanuna uygun sınırlar içerisinde sağlanıp sağlanmadığı ve zorunlu müdafilik şartlarının bulunup bulunmadığı belirlenmelidir.
İfade aşamasında CMK m.147’deki hakların gerçekten anlatılıp anlatılmadığı, kişinin susma hakkını bilinçli biçimde kullanıp kullanamadığı, tercüman ihtiyacının bulunup bulunmadığı ve CMK m.148’de yasaklanan herhangi bir yönteme başvurulup vurulmadığı araştırılmalıdır.
Bu zincirin herhangi bir halkasındaki hukuka aykırılık sonraki işlemleri ve elde edilen delillerin değerlendirilmesini etkileyebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Yakalanan kişinin hemen avukat isteme hakkı var mıdır?
Evet. Şüpheli soruşturmanın her aşamasında müdafi yardımından yararlanabilir. CMK m.149 kapsamında avukatın şüpheliyle görüşmesi, ifade ve sorgu sırasında yanında bulunması ve hukuki yardım sağlaması temel bir savunma güvencesidir. Belirli hâllerde şüphelinin talebi üzerine müdafi görevlendirilmesi gerekirken çocuklar, kendisini savunamayacak derecede malul kişiler ile sağır ve dilsiz kişiler ve CMK m.150/3 kapsamına giren suçlarda zorunlu müdafilik söz konusudur. AİHM’nin Salduz/Türkiye kararı da avukata soruşturmanın erken aşamalarında erişimin adil yargılanma hakkının korunmasındaki önemini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Gözaltı süresi her durumda 24 saat midir?
Genel kural CMK m.91 uyarınca yakalama anından itibaren yirmi dört saattir ve zorunlu yol süresi ayrıca en fazla on iki saat olabilir. Ancak toplu suçlar ve CMK m.91/4 kapsamındaki belirli suçüstü hâlleri bakımından farklı süreler uygulanabilmektedir. Bu nedenle gözaltı süresi hesaplanırken suç tipi, yakalama biçimi ve verilen kararın hukuki dayanağı ayrıca incelenmelidir.
Gözaltı kararına itiraz edilebilir mi?
CMK m.91/5 uyarınca yakalama işlemine, gözaltı kararına ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı sulh ceza hâkimine başvurulabilir. Amaç kişinin derhâl serbest bırakılmasını sağlamaktır. Sulh ceza hâkiminin başvuruyu en geç yirmi dört saat içerisinde sonuçlandırması gerekir.
Polis merkezine kendi isteğiyle giden kişi gözaltında sayılabilir mi?
Somut olayın koşullarına göre evet. Belirleyici husus kişinin polis merkezine kendi isteğiyle gidip gitmediği değil, daha sonra ayrılmakta özgür olup olmadığıdır. Anayasa Mahkemesi Mehmet Baydan kararında, telefonla davet üzerine polis merkezine giden ancak fiilen burada tutulup ayrılmasına izin verilmeyen kişi bakımından Anayasa m.19’un ihlal edildiğine karar vermiştir.
Yakalanan kişinin evi doğrudan aranabilir mi?
Hayır. Yakalama ve adli arama ayrı koruma tedbirleridir. Yakalamanın hukuka uygun olması tek başına konut veya işyerinin aranması için yeterli değildir. Aramanın ayrıca CMK m.116 ve m.119 hükümlerindeki şartları taşıması gerekir.
Yakalanan kişinin yakınlarına haber vermek zorunlu mudur?
CMK m.95 gereğince yakalanan, gözaltına alınan veya gözaltı süresi uzatılan kişinin bir yakınına veya kendisinin belirlediği kişiye Cumhuriyet savcısının emriyle gecikmeksizin haber verilmesi gerekir. Bu hak yalnızca anne, baba veya eşle sınırlandırılmamıştır.
Şüpheli ifade vermek zorunda mıdır?
Şüpheli kimliğine ilişkin soruları doğru cevaplandırmak zorundadır ancak kendisine yüklenen suç hakkında açıklama yapmak zorunda değildir. Susma hakkı Anayasa m.38/5 ve CMK m.147 kapsamında güvence altındadır. Şüpheli kendi aleyhine delil üretmeye veya kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz.
Müdafi olmadan kollukta alınan ifade geçerli midir?
CMK m.148/4 uyarınca müdafi hazır bulunmaksızın kolluk tarafından alınan ifade, şüpheli veya sanık tarafından hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Bu hüküm özellikle kolluk ifadesinin mahkûmiyet kararındaki ağırlığı bakımından büyük önem taşımaktadır.
Kolluk aynı olay hakkında şüphelinin tekrar ifadesini alabilir mi?
CMK m.148/5 gereğince aynı olay hakkında şüphelinin yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından gerçekleştirilebilir. Kolluğun aynı olay hakkında tekrar tekrar ifade alarak şüpheli üzerinde baskı kurmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Kovuşturma aşamasında sanık doğrudan yakalanabilir mi?
Her durumda değil. CMK m.98/3 kovuşturma aşamasında kaçak sanık hakkında yakalama emri çıkarılmasını düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi Şenel Çelik kararında sanığa olağan çağrı ve tebligat süreçleri tamamlanmadan ve kaçaklık şartları ortaya konulmadan yakalama emrine başvurulmasını kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından hukuka aykırı bulmuştur.
Hukuka aykırı yakalama nedeniyle tazminat alınabilir mi?
Şartları varsa mümkündür. CMK m.141, kanunda belirtilen şartlara aykırı yakalama, tutuklama ve diğer bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi zararların devletten talep edilebilmesini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesi Şenel Çelik kararında da hukuka aykırı yakalama ile buna rağmen tazminat talebinin karşılanmamasını birlikte değerlendirmiş ve Anayasa m.19/3 ile m.19/9 yönünden ihlal kararı vermiştir.
Çocuk şüphelinin ifadesinde avukat bulunması zorunlu mudur?
Evet. CMK m.150 kapsamında çocuklara istem aranmaksızın müdafi görevlendirilmesi gerekir. Bunun yanında Çocuk Koruma Kanunu çocuğa özgü daha güçlü koruyucu hükümler içermektedir. Soruşturmanın çocuk bürosunda görevli Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülmesi, gözaltındaki çocuğun çocuk biriminde veya yetişkinlerden ayrı yerde tutulması ve işlemlerde çocuğun üstün yararının gözetilmesi gerekir.
Sonuç
Yakalama, gözaltı ve ifade alma işlemleri ceza muhakemesinin yalnızca soruşturmayı ilerletmeye yarayan teknik araçları değildir. Her biri doğrudan kişinin özgürlüğüne, vücut bütünlüğüne ve savunma hakkına müdahale edebilen işlemlerdir. Bu nedenle bir yakalama veya gözaltının hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde yalnızca tek bir CMK maddesine bakılması yeterli değildir.
Anayasa’nın 17, 19, 36 ve 38. maddeleri; CMK’nın yakalama, gözaltı, tutuklama, ifade, müdafi yardımı, dosya inceleme ve tazminata ilişkin hükümleri; PVSK’nın yakalama ve zor kullanmaya ilişkin hükümleri; Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği ile çocuklar yönünden Çocuk Koruma Kanunu hükümleri aynı hukuki bütünün parçalarıdır.
Anayasa Mahkemesinin Şenel Çelik kararı yakalama emrinin salt savunma alma kolaylığı için kullanılamayacağını; Mehmet Baydan kararı resmi bir yakalama tutanağı bulunmasa dahi fiilî özgürlük kısıtlamasının Anayasa m.19 kapsamında değerlendirilebileceğini; Gürhan Nerse ve Senem Esen kararları müdafi yardımının şekli değil gerçek bir savunma güvencesi olduğunu ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Salduz/Türkiye ve Goddi/İtalya kararları da avukat yardımının yalnızca avukatın ismen görevlendirilmesiyle sağlanamayacağını, hukuki yardımın zamanında ve etkili biçimde sunulması gerektiğini göstermektedir.
Bu çerçevede ceza muhakemesinde yapılması gereken asıl değerlendirme, “bir işlem yapılmış mı?” sorusundan ziyade “işlem kanunun aradığı sebebe dayanıyor mu, usulüne uygun mu, gerekli mi, ölçülü mü ve kişinin savunma hakları gerçekten kullandırılmış mı?” sorularına cevap aramaktır. Yakalama ve gözaltı hukukunda şekli görünümden çok bu bütüncül hukuka uygunluk denetimi belirleyicidir.