Müstehcenlik suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde, genel ahlaka karşı suçlar arasında düzenlenmiştir. Bununla birlikte kanun koyucu, müstehcen olduğu düşünülen her görüntüyü, sözü, yazıyı veya sanat eserini doğrudan suç saymamıştır. TCK m. 226’da cezalandırılan husus, içeriğin niteliği kadar bu içeriğin çocuklara ulaştırılması, alenen sergilenmesi, basın ve yayın yoluyla yayımlanması, belirli içeriklerin üretilmesi, depolanması, bulundurulması veya başkalarının kullanımına sunulmasıdır.
Bu nedenle müstehcenlik kavramı ile müstehcenlik suçu birbirinden ayrılmalıdır. Bir içeriğin toplumun belirli bir kesimi tarafından ayıp, rahatsız edici, erotik veya ahlaka aykırı bulunması, o içeriğin kendiliğinden ceza hukukunun konusu hâline geldiğini göstermez. Ceza sorumluluğundan söz edilebilmesi için TCK m. 226’da gösterilen fiillerden birinin, suçun maddi ve manevi unsurlarıyla birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Özellikle sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, bulut depolama alanları ve çevrim içi yayın platformları üzerinden yürütülen soruşturmalarda, yalnızca bir dosyanın cihazda bulunması yeterli kabul edilemez. Dosyanın ne şekilde indirildiği, otomatik olarak mı kaydedildiği, sanığın içerikten haberdar olup olmadığı, içeriğin çocuklara ilişkin bulunup bulunmadığı, paylaşımın aleni mi yoksa belirli kişiler arasında mı gerçekleştiği ve dijital materyalin kimin fiilî kontrolünde olduğu ayrı ayrı araştırılmalıdır.

Müstehcenlik Nedir?
Bu bölümün amacı, günlük dilde kullanılan müstehcenlik kavramı ile ceza hukukunda suç oluşturan müstehcenlik arasındaki sınırı açıklamaktır.
Müstehcenlik, genel anlamıyla cinsel mahremiyeti açık biçimde konu edinen, toplumun ortak edep ve haya anlayışını ağır biçimde ihlal ettiği değerlendirilen içerikleri ifade eder. Ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda müstehcenliğin kesin ve değişmez bir tanımı yapılmamıştır. Bunun nedeni, kavramın toplumdan topluma ve zaman içinde değişebilen normatif bir özellik taşımasıdır.
Kanunda açık bir tanıma yer verilmemiş olması, mahkemelere sınırsız bir takdir yetkisi verildiği anlamına gelmez. Bir içeriğin müstehcen olup olmadığı belirlenirken eserin bütünü, ifade biçimi, hazırlanma amacı, hedef kitlesi, çocukların erişimine açık olup olmadığı, sunuluş şekli, sanatsal veya bilimsel niteliği ve içeriğin toplumun ortak değerlerine yönelen açık bir saldırı oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir. Yalnızca belirli bir kelimenin, görüntünün veya cümle parçasının bağlamından koparılmasıyla mahkûmiyet hükmü kurulması hukuken yeterli değildir.
Müstehcenlik ile cinsellik arasındaki fark nedir?
Cinsellik, insan yaşamının biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel ve sanatsal boyutları bulunan geniş bir alanıdır. Müstehcenlik ise cinselliğin her görünümünü değil, cinsel konunun belirli bir sunuluş biçimini ifade eder. Bu bakımdan her cinsel içerik müstehcen olmadığı gibi, müstehcen kabul edilen her içerik de mutlaka suç oluşturmaz.
Ceza hukuku bakımından üç ayrı değerlendirme alanı bulunmaktadır. İlk alanda cinselliği konu alan fakat bilimsel, sanatsal, edebî, eğitsel veya haber değeri taşıyan içerikler yer alır. İkinci alanda yetişkinlere yönelik, özel kullanımda kalan ve TCK m. 226’da belirtilen yasak fiillerle ilişkilendirilmeyen içerikler bulunur. Üçüncü alanda ise çocukların kullanıldığı ürünler, çocuklara müstehcen içerik gösterilmesi, kanunda mutlak yasak kapsamında kabul edilen ürünlerin bulundurulması veya bu içeriklerin basın ve yayın yoluyla yayılması gibi cezalandırılan fiiller yer alır.
Müstehcenlik
Madde 226- (1)
a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,
b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,
c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,
d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,
e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,
f) Bu ürünlerin reklamını yapan,
Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz. Detaylı bilgi almak için Konya ceza avukatı sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Müstehcenlik kime göre ve neye göre belirlenir?
Müstehcenlik değerlendirmesinde yalnızca şikâyetçinin, bilirkişinin, savcının veya hâkimin kişisel ahlak anlayışı esas alınamaz. Değerlendirme, demokratik toplum düzeni, ifade özgürlüğü, sanat özgürlüğü, çocukların korunması ve ceza hukukunun belirlilik ilkesi birlikte gözetilerek yapılmalıdır.
Eser niteliğindeki çalışmaların tamamı incelenmeden birkaç cümleden hareket edilmesi, bağlamın gözden kaçırılmasına neden olabilir. Aynı şekilde yetişkinlere kapalı bir ortamda sunulan içerikle çocukların ulaşabileceği açık bir platformda yayımlanan içerik aynı hukuki ölçütlerle değerlendirilemez. İçeriğin biçimi kadar hangi araçla, kimlere ve ne şekilde sunulduğu da önemlidir.
Müstehcenlik anlayışı ülkeler arasında da farklılık gösterebilir. Her hukuk düzeni genel ahlakın korunması ile ifade özgürlüğü arasında farklı bir denge kurmaktadır. Bununla birlikte ceza hukukunda suç ve cezanın kanuniliği, ölçülülük ve belirlilik ilkeleri evrensel önem taşır. Toplumsal çoğunluğun bir ifadeyi rahatsız edici bulması, tek başına hapis cezası uygulanmasını haklı kılmaz.
TCK 226 Müstehcenlik Suçunu Nasıl Düzenlemektedir?
Bu bölümde, TCK m. 226’nın her fıkrasında düzenlenen fiiller ve bunların cezaları birbirinden ayrılarak açıklanmaktadır. Maddenin tek bir suçtan değil, farklı hareket ve yaptırımlar içeren birden fazla suç tipinden oluştuğuna dikkat edilmelidir.
| TCK hükmü | Suç oluşturan temel fiil | Öngörülen ceza |
|---|---|---|
| TCK m. 226/1 | Çocuğa müstehcen ürün verme veya gösterme; alenen sergileme; hukuka aykırı satış, dağıtım veya reklam | Altı aydan iki yıla kadar hapis ve adli para cezası |
| TCK m. 226/2 | Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yoluyla yayımlama veya yayımlanmasına aracılık etme | Altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası |
| TCK m. 226/3, birinci cümle | Müstehcen ürünlerin üretiminde çocukları, temsili çocuk görüntülerini veya çocuk gibi görünen kişileri kullanma | Beş yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası |
| TCK m. 226/3, ikinci cümle | Çocukların kullanıldığı ürünleri ülkeye sokma, çoğaltma, satma, nakletme, depolama, ihraç etme, bulundurma veya kullanıma sunma | İki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası |
| TCK m. 226/4 | Şiddet, hayvan, ölmüş insan bedeni veya kanunda belirtilen doğal olmayan cinsel davranışlara ilişkin ürünleri üretme, satma, nakletme, depolama, kullanıma sunma veya bulundurma | Bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası |
| TCK m. 226/5 | Üçüncü ve dördüncü fıkralardaki ürünleri yayımlama, yayımlanmasına aracılık etme veya çocukların bunlara erişmesini sağlama | Altı yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası |
| TCK m. 226/6 | Suçun tüzel kişi faaliyeti kapsamında işlenmesi | Tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri |
| TCK m. 226/7 | Bilimsel eserler ile şartları oluşan sanatsal ve edebî eserler | Maddede belirtilen koşullarla istisna |
Çocuğa müstehcen içerik gösterilmesi veya verilmesi
TCK m. 226/1-a kapsamında, müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünün bir çocuğa verilmesi; içeriğinin gösterilmesi, okunması, okutulması veya dinletilmesi suç olarak düzenlenmiştir. Ceza hukuku bakımından çocuk, henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişidir. Çocuğun başka bir nedenle ergin sayılması, TCK bakımından çocuk olma niteliğini ortadan kaldırmaz.
Suçun oluşması için failin çocuğa müstehcen içeriği bilerek ulaştırması gerekir. Çocuğun bir yetişkinin bilgisi ve iradesi dışında tesadüfen gördüğü içerik bakımından, failin gösterme veya çocuğun görmesini sağlama kastı bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Sırf çocuk içeriği görmüş olduğu için otomatik biçimde mahkûmiyet hükmü kurulamaz.
Müstehcen ürünlerin alenen sergilenmesi
Müstehcen içeriklerin çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösterilmesi, görülebilecek şekilde sergilenmesi, okunması, okutulması, söylenmesi veya söyletilmesi TCK m. 226/1-b kapsamında değerlendirilebilir.
Aleniyet, içeriğin belirsiz sayıdaki kişinin algılayabileceği bir ortamda sunulmasını ifade eder. İçeriği fiilen kaç kişinin gördüğü tek başına belirleyici değildir. Önemli olan, içeriğe önceden belirlenemeyen kişilerin erişebilme imkânına sahip olup olmadığıdır.
Müstehcen ürünlerin satılması, dağıtılması ve reklamının yapılması
Müstehcen ürünlerin içeriğinin görülebileceği şekilde satışa veya kiraya sunulması; yalnızca bu ürünlerin satışına tahsis edilen yerler dışında satılması veya kiralanması; başka mal ya da hizmetlerin yanında ücretsiz verilmesi ve reklamının yapılması da TCK m. 226/1 kapsamında cezalandırılmıştır. Bu düzenleme, yetişkinlere yönelik her ürünün ticaretini mutlak biçimde yasaklamamaktadır. Kanun, ürünün satış biçimi, satış yeri, içeriğe dışarıdan erişilebilmesi ve çocukların korunmasına ilişkin tedbirler üzerinde durmaktadır.
Basın ve yayın yoluyla müstehcenlik suçu
Müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması ya da yayımlanmasına aracılık edilmesi TCK m. 226/2’de bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. Basın ve yayın kavramı yalnızca gazete, dergi, radyo veya televizyonla sınırlı değildir. İnternet siteleri, sosyal medya hesapları, video platformları ve elektronik kitle iletişim araçları da somut olayın özelliklerine göre bu kapsamda değerlendirilebilir.
Bununla birlikte her özel mesaj, kendiliğinden basın ve yayın faaliyeti değildir. Tek bir kişiye gönderilen içerik ile herkese açık sosyal medya paylaşımı aynı nitelikte kabul edilemez. Ancak çocukların kullanıldığı veya TCK m. 226/4 kapsamına giren yasak ürünlerin özel mesajla gönderilmesi, başkalarının kullanımına sunma fiili nedeniyle başka bir fıkra kapsamında suç oluşturabilir.
Çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin üretilmesi
TCK m. 226/3’ün birinci cümlesi, müstehcen ürünlerin üretiminde çocukların kullanılmasını ağır şekilde cezalandırmaktadır. Suçun oluşması için profesyonel bir yayın hazırlanması, ticari kazanç elde edilmesi veya ürünün başkalarına gösterilmesi zorunlu değildir. Çocuğun müstehcen ürünün meydana getirilmesinde bir kez kullanılması dahi suçun oluşması bakımından yeterli olabilir.
Güncel düzenleme yalnızca gerçek çocuk görüntülerini kapsamamaktadır. Temsili çocuk görüntülerinin veya çocuk gibi görünen kişilerin müstehcen ürünün üretiminde kullanılması da madde metnine açıkça dâhil edilmiştir. Bu nedenle yapay zekâ ile üretilen, gerçekte var olmayan ancak çocuk görüntüsünü temsil eden içerikler de somut özelliklerine göre TCK m. 226/3 kapsamında değerlendirilebilir.
Çocukların kullanıldığı içerikleri bulundurma ve depolama
Çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa sunulması, satılması, nakledilmesi, depolanması, ihraç edilmesi, bulundurulması veya başkalarının kullanımına sunulması TCK m. 226/3’ün ikinci cümlesinde düzenlenmiştir.
Bulundurma veya depolama suçundan söz edilebilmesi için kişinin dosya üzerinde bilerek ve isteyerek fiilî hâkimiyet kurması gerekir. İnternet sitesinin ziyaret edilmesi sırasında tarayıcı önbelleğine otomatik kaydedilen bir dosya, WhatsApp ayarları nedeniyle kendiliğinden indirilen görüntü veya kullanıcının bilgisi dışında bulut hesabına senkronize edilen içerik bakımından kastın varlığı teknik olarak araştırılmalıdır.
Nitelikli içeriklerin yayımlanması ve çocuklara ulaştırılması
TCK m. 226/3 ve m. 226/4 kapsamındaki ürünlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması, yayımlanmasına aracılık edilmesi veya çocukların görmesinin, dinlemesinin ya da okumasının sağlanması, TCK m. 226/5 kapsamında daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Burada altı yıldan on yıla kadar hapis cezası öngörüldüğünden, içeriğin hangi fıkra kapsamında olduğu son derece önemlidir. Genel nitelikte yetişkin içeriği ile çocukların kullanıldığı ürünün aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulması mümkün değildir.
Müstehcenlik Suçunun Unsurları Nelerdir?
Bu bölümün amacı, suçun oluşması için maddi olayın yanında bulunması gereken hukuki unsurları açıklamak ve salt ahlaki değerlendirmenin mahkûmiyet için neden yeterli olmadığını ortaya koymaktır.
Suçun maddi konusu
Müstehcenlik suçunun konusu görüntü, video, fotoğraf, ses kaydı, yazı, kitap, dergi, çizim, animasyon, dijital dosya veya benzeri bir ürün olabilir. Kanunda belirli bir dosya türü ya da fiziksel ürün şartı aranmamıştır. Dolayısıyla dijital ortamda üretilen ve aktarılan içerikler de suçun konusunu oluşturabilir.
Bununla birlikte dosyanın adında müstehcenliği çağrıştıran bir ifade bulunması, dosyanın gerçekten suç teşkil eden içeriğe sahip olduğunu ispatlamaz. İçeriğin bizzat incelenmesi, gerektiğinde yaş ve nitelik değerlendirmesi yapılması ve dijital dosyanın bütünlüğünün doğrulanması gerekir.
Fail ve mağdur
TCK m. 226’da düzenlenen suçların faili kural olarak herkes olabilir. Failin yayıncı, sanatçı, sosyal medya kullanıcısı, site yöneticisi, içerik üreticisi veya ticari işletme sahibi olması zorunlu değildir.
Çocuklara ilişkin hükümler bakımından çocukların korunması özel önem taşır. Ancak suçun bütün fıkralarında belirli bir gerçek kişi mağdurun bulunması zorunlu değildir. Bazı fiiller toplumun genel ahlak anlayışına ve çocukların korunmasına yönelik soyut tehlike suçları niteliğindedir.
Seçimlik hareketler
TCK m. 226’da verme, gösterme, okuma, okutma, dinletme, sergileme, satışa sunma, satma, dağıtma, reklam yapma, yayımlama, üretme, çoğaltma, nakletme, depolama, bulundurma ve başkalarının kullanımına sunma gibi çok sayıda hareket düzenlenmiştir.
Her somut olayda sanığa isnat edilen hareket açıkça belirlenmelidir. “Müstehcen içerikle bağlantılı olma” şeklindeki genel bir değerlendirme ceza sorumluluğu için yeterli değildir. İddianamede ve mahkeme kararında, hangi ürün nedeniyle TCK m. 226’nın hangi fıkrasındaki hangi hareketin gerçekleştiği gösterilmelidir.
Manevi unsur ve kast
Müstehcenlik suçu kasten işlenebilir. Kanunda suçun taksirle işlenebileceğine ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından, dikkatsizlik veya tedbirsizlik tek başına ceza sorumluluğu doğurmaz.
Özellikle dijital bulundurma ve depolama iddialarında kast belirleyicidir. Failin içeriğin niteliğini bilmesi ve dosya üzerinde iradi hâkimiyet kurması gerekir. Dosyanın otomatik indirilmesi, cihazın birden fazla kişi tarafından kullanılması, hesabın ele geçirilmesi, içeriğin açılmamış olması veya geçici internet dosyaları içinde bulunması kast değerlendirmesinde önem taşır.
İçeriğin çocuklara ilişkin olduğu ileri sürülüyorsa failin içerikteki kişilerin çocuk olduğunu bilip bilmediği de somut olayın şartlarına göre değerlendirilmelidir. Görüntüdeki kişinin yaşı tereddütlü ise uzman incelemesi yapılmadan varsayıma dayalı mahkûmiyet kurulamaz.
Hukuka aykırılık
Bilimsel eserler ile kanunda belirtilen şartları taşıyan sanatsal ve edebî eserler bakımından TCK m. 226/7’de özel bir düzenleme bulunmaktadır. Ayrıca haber verme hakkı, eleştiri, bilimsel çalışma, tıbbi eğitim ve sanatsal ifade gibi alanlar da Anayasa’da korunan ifade ve sanat özgürlükleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Ancak bir eserin sanat ürünü olarak sunulması her durumda otomatik bir hukuka uygunluk nedeni meydana getirmez. Eserin bütünü, niteliği, amacı, çocukların erişimine karşı alınan önlemler ve özellikle TCK m. 226/3 kapsamındaki içeriklerin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.
İnternette ve Sosyal Medyada Müstehcenlik Suçu
Bu bölümde Instagram, X, TikTok, Facebook, YouTube, Telegram, WhatsApp, internet siteleri, bulut hesapları ve benzeri dijital ortamlarda meydana gelen fiillerin TCK m. 226 bakımından nasıl değerlendirilebileceği açıklanmaktadır.
Sosyal medya paylaşımı ne zaman suç oluşturur?
Herkese açık bir sosyal medya hesabından müstehcen görüntü, video, yazı veya söz yayımlanması, içeriğin niteliğine göre TCK m. 226/2 kapsamında değerlendirilebilir. İçeriğin çocukların kullanıldığı ürünlerden veya dördüncü fıkradaki mutlak yasak içeriklerden oluşması hâlinde ise TCK m. 226/5 gündeme gelebilir.
Hesabın gizli olması tek başına ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Takipçi sayısı, paylaşıma kimlerin erişebildiği, bağlantının yeniden paylaşılabilir olup olmadığı ve hesabın fiilen ne kadar geniş bir çevreye açık olduğu incelenmelidir. Buna karşılık yalnızca belirli bir yetişkine gönderilen özel mesajın, sırf elektronik ortamda gönderildiği için otomatik biçimde basın ve yayın faaliyeti sayılması doğru değildir.
WhatsApp veya Telegram’dan içerik göndermek suç mudur?
Yetişkinler arasında rızaya dayalı olarak gönderilen ve TCK m. 226/3 veya m. 226/4 kapsamına girmeyen özel içerikler, tek başına müstehcenlik suçunu oluşturmayabilir. Ancak görüntünün ilgili kişinin rızası dışında kaydedilmesi veya paylaşılması hâlinde özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verilerin hukuka aykırı paylaşılması, şantaj veya başka suçlar gündeme gelebilir.
Yasak Ürünlerin WhatsApp, Telegram veya başka bir mesajlaşma uygulaması üzerinden tek bir kişiye gönderilmesi dahi başkalarının kullanımına sunma veya nakletme fiili kapsamında değerlendirilebilir. Bu durumda paylaşımın aleni olmaması suçun oluşmasını mutlaka engellemez.
Müstehcenlik cezası için kaç video bulunmalıdır?
Kanunda suçun oluşması için belirli sayıda video, fotoğraf veya dosya bulunması şartı yoktur. Suçun diğer unsurları gerçekleşmişse tek bir görüntü veya video dahi ceza sorumluluğu doğurabilir. Buna karşılık yüzlerce dosyanın bulunması da kast, erişim ve fiilî hâkimiyet araştırılmadan kendiliğinden mahkûmiyet için yeterli değildir.
Dosya sayısı, özellikle tesadüfi veya otomatik indirme savunmasının değerlendirilmesinde yardımcı bir olgu olabilir. Bununla birlikte sayı, suçun maddi ve manevi unsurlarının yerine geçmez. Her dosyanın niteliği, kaydedildiği klasör, oluşturulma tarihi, erişim kayıtları, silinip geri getirilmiş olup olmadığı ve kullanıcı tarafından açılıp açılmadığı incelenmelidir.
Yapay zekâ ile oluşturulan içerikler suç oluşturabilir mi?
TCK m. 226/3’ün güncel metninde çocukların yanında temsili çocuk görüntüleri ve çocuk gibi görünen kişiler de açıkça sayılmıştır. Bu nedenle gerçek bir çocuğun görüntüsü kullanılmamış olsa bile, yapay zekâ veya başka bir teknikle oluşturulan temsili çocuk görüntülerinin müstehcen ürünün üretiminde kullanılması suç oluşturabilir.
Ancak yetişkin bir kişinin görüntüsünün rızası dışında yapay zekâ ile değiştirilmesi hâlinde yalnızca müstehcenlik hükümleri değil; özel hayatın gizliliği, kişisel verilerin hukuka aykırı kullanılması, hakaret, şantaj ve kişilik haklarının korunmasına ilişkin hükümler de değerlendirilmelidir.
Müstehcenlik Suçu Nasıl Tespit Edilir?
Bu bölüm, müstehcenlik soruşturmalarında kullanılan dijital delillerin hukuki niteliğini ve mahkûmiyet için hangi teknik incelemelerin gerekli olabileceğini açıklamaktadır.
Soruşturmalar ihbar, kolluk tespiti, sosyal medya bildirimleri, uluslararası siber ihbar raporları, platformların bildirimleri veya başka bir soruşturma sırasında ele geçirilen dijital materyaller üzerinden başlayabilir. Ancak bir ihbarın veya otomatik sistem raporunun bulunması, tek başına suçun sanık tarafından işlendiğini kesin biçimde göstermez.
Bir IP adresinin belirli bir aboneliğe ait olması ile suçu o abonenin işlemesi aynı şey değildir. İnternet bağlantısını kullanan kişiler, ortak ağ yapısı, kablosuz ağ güvenliği, CGNAT kayıtları, port bilgileri, tarih ve saat uyumu, kullanıcı hesapları, cihaz kimlikleri ve oturum kayıtları birlikte değerlendirilmelidir.
Telefon, bilgisayar, harici disk veya bulut hesabında inceleme yapılırken dijital materyalin usulüne uygun biçimde elde edilmesi, adli kopyasının alınması, veri bütünlüğünün hash değerleriyle korunması ve incelemenin orijinal materyal üzerinde değişiklik yaratmadan gerçekleştirilmesi önem taşır. Hukuka aykırı arama, elkoyma veya kopyalama işlemleri ayrıca delilin kullanılabilirliği bakımından tartışma doğurabilir.
Uzman bilirkişi raporunda yalnızca “müstehcen görüntü bulundu” şeklinde genel bir ifadeye yer verilmesi yeterli değildir. Dosyanın konumu, oluşturulma ve değiştirilme tarihi, otomatik kayıt ihtimali, uygulama klasörü, kullanıcı tarafından açılma durumu, silinmiş veri alanından mı kurtarıldığı, içeriğin çocuklara ilişkin olup olmadığı ve cihazın kim tarafından kullanıldığı açıklanmalıdır.
Müstehcenlik Suçunda Beraat Kararları
Kastın ispatlanamaması
Dosyanın geçici internet dosyaları, uygulama önbelleği veya otomatik indirme klasörü içinde bulunması hâlinde, kullanıcının bilinçli depolama kastı araştırılmalıdır. Görüntünün WhatsApp üzerinden otomatik olarak indirilmesi veya bir internet sitesinin ziyareti sırasında cihaz tarafından kendiliğinden kaydedilmesi, kişinin mutlaka içeriği bilerek bulundurduğunu göstermez.
Yargıtay, bu tür dosyalarda görüntünün hangi yöntemle kaydedildiği, kullanıcı tarafından açılıp açılmadığı, ne kadar süre cihazda kaldığı ve iradi olarak başka bir klasöre taşınıp taşınmadığı açıklanmadan karar verilmesini eksik inceleme olarak değerlendirebilmektedir.
Görüntüdeki kişinin yaşının belirlenememesi
TCK m. 226/3 bakımından görüntüdeki kişinin çocuk olup olmadığı temel unsurlardan biridir. Kişinin görünümünden hareketle tahmini yaş belirlemek her olayda yeterli olmayabilir. Yaş konusunda makul bir tereddüt bulunuyorsa uzman incelemesi yapılması gerekir.
Görüntüdeki kişinin on sekiz yaşından küçük olduğu şüpheden uzak biçimde belirlenemiyorsa, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gözetilmelidir. Bununla birlikte temsili çocuk görüntülerinin ve çocuk gibi görünen kişilerin de güncel madde metninde sayıldığı unutulmamalıdır.
Cihazla sanık arasındaki bağlantının kurulamaması
Ortak kullanılan bilgisayarlar, aile üyelerinin erişebildiği telefonlar, işyeri cihazları veya birden fazla kişinin kullandığı internet bağlantıları bakımından dosyayı hangi kişinin indirdiği tespit edilmelidir. Abonelik kaydı, tek başına failin kimliğini her durumda kesinleştirmez.
Sanığın cihaz üzerinde münhasır hâkimiyetinin bulunmaması, dosyanın hangi kullanıcı profili altında kaydedildiğinin belirlenememesi ve hesap giriş kayıtlarının sanığı göstermemesi hâlinde mahkûmiyet için gereken kesinlik oluşmayabilir.
Aleniyet veya yayın unsurunun bulunmaması
TCK m. 226/2 kapsamında ceza verilebilmesi için basın ve yayın yoluyla yayımlama veya yayımlanmasına aracılık etme fiilinin gerçekleşmesi gerekir. İçeriğin hiç paylaşılmadığı, yalnızca özel alanda kaldığı veya belirsiz sayıdaki kişiye erişim imkânı sağlanmadığı olaylarda yayın unsurunun bulunup bulunmadığı tartışılmalıdır.
Ancak çocukların kullanıldığı veya TCK m. 226/4 kapsamına giren ürünlerin özel olarak bulundurulması da cezalandırıldığından, aleniyetin bulunmaması her fıkra bakımından beraat sebebi değildir.
Sanatsal, edebî veya bilimsel eser niteliği
Bir kitabın, şarkının, resmin, filmin veya sahne eserinin birkaç bölümünün erotik çağrışım taşıması, eserin tamamının müstehcen kabul edilmesi için yeterli değildir. Eserin bütününün incelenmesi, sanatsal ve edebî değerinin değerlendirilmesi, sunuluş biçimi ve çocukların erişimine karşı alınan önlemler dikkate alınmalıdır.
Anayasa Mahkemesi, çocuklar için zararlı kabul edilen bir eser ile TCK m. 226 anlamında müstehcenlik suçu oluşturan eserin aynı hukuki olgu olmadığını vurgulamıştır. Çocukların korunması amacıyla daha hafif tedbirler alınabilecek bir durumda doğrudan ceza tehdidine başvurulması, ifade ve sanat özgürlüğü bakımından ölçülülük sorunu doğurabilir.
Müstehcenlik, Sanat ve İfade Özgürlüğü
Bu bölümde, müstehcenlik düzenlemesinin Anayasa ile korunan ifade, basın, bilim ve sanat özgürlükleri karşısındaki sınırları açıklanmaktadır.
TCK m. 226/7’ye göre bilimsel eserler ile kanunda belirtilen şartları taşıyan sanatsal ve edebî eserler bakımından müstehcenlik hükümlerinin uygulanmasına istisna getirilmiştir. Sanatsal ve edebî eserler bakımından üçüncü fıkra kapsamındaki ürünlerin bulunmaması ve çocukların esere erişmesinin engellenmesi önem taşır.
Bir eserin toplumun belirli kesimlerini rahatsız etmesi veya hâkim ahlak anlayışına aykırı bulunması, tek başına sanat özgürlüğünün ortadan kaldırılmasını haklı göstermez. Sanatın doğası gereği sembol, metafor, ironi, abartı ve çok anlamlı anlatım biçimleri kullanılabilir. Bu nedenle şiir, şarkı sözü ve edebî anlatıların yalnızca sözcüklerin sözlük anlamları üzerinden değerlendirilmesi, eserin bağlamının gözden kaçırılmasına yol açabilir.
Ceza hukukuna başvurulabilmesi için eserin yalnızca erotik çağrışım içermesi değil, TCK m. 226’daki suç tiplerinden birinin bütün unsurlarıyla gerçekleşmesi gerekir. Mahkeme kararında hangi ifadelerin neden müstehcen sayıldığı, eserin bütünsel niteliğinin nasıl değerlendirildiği ve cezalandırmanın demokratik toplumda neden zorunlu olduğu açıklanmalıdır.
Müstehcenlik Suçu ile Benzer Suçlar Arasındaki Farklar
Bu bölüm, müstehcenlik suçunun uygulamada sıklıkla karıştırıldığı hayasızca hareketler, özel hayatın gizliliğini ihlal, fuhuş ve çocukların cinsel istismarı suçlarından ayrıldığı noktaları açıklamaktadır.
| Hukuki düzenleme | Temel ayrım |
| TCK m. 225 hayasızca hareketler | Alenen cinsel ilişkide bulunma veya teşhircilik fiillerini konu alır; esasen bir ürün veya yayın aranmaz. |
| TCK m. 226 müstehcenlik | Görüntü, yazı, söz, ses kaydı, yayın veya dijital ürünler ile bunlara ilişkin üretme, gösterme, yayma, bulundurma ve benzeri hareketleri düzenler. |
| TCK m. 227 fuhuş | Bir kimseyi fuhşa teşvik etme, fuhşun yolunu kolaylaştırma, aracılık etme veya yer temin etme gibi fiilleri konu alır. |
| TCK m. 134 özel hayatın gizliliği | Kişinin özel yaşamına ilişkin görüntü veya seslerin rıza dışında kaydedilmesi ya da ifşa edilmesiyle ilgilidir. |
| TCK m. 103 çocukların cinsel istismarı | Çocuğa yönelik cinsel davranışları cezalandırır; olayın kayda alınması ayrıca TCK m. 226 kapsamında değerlendirme doğurabilir. |
| TCK m. 107 şantaj | Özel veya cinsel içerikli görüntülerin açıklanacağı tehdidiyle kişiden menfaat ya da belirli bir davranış talep edilmesini konu alabilir. |
Bir yetişkine ait özel görüntünün rıza dışında yayımlanması her zaman TCK m. 226 kapsamında müstehcenlik suçu oluşturmayabilir. Buna karşılık özel hayatın gizliliğini ihlal, kişisel verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme ve şantaj suçları gündeme gelebilir. Suç vasfı, görüntünün niteliğine ve gerçekleştirilen harekete göre belirlenmelidir.
Müstehcenlik Suçunun Soruşturma ve Yargılama Usulü
Bu bölümün amacı, suçun şikâyete bağlı olup olmadığı, görevli mahkeme, zamanaşımı, uzlaştırma ve erişim engelleme tedbirlerini açıklamaktır.
Müstehcenlik suçu şikâyete bağlı mıdır?
Müstehcenlik suçu şikâyete bağlı değildir. Cumhuriyet savcılığı, suç işlendiğine ilişkin yeterli bilgiye ulaştığında resen soruşturma yapabilir. Bu nedenle şikâyetten vazgeçilmesi, başlatılmış olan soruşturmayı veya kamu davasını kendiliğinden sona erdirmez. TCK m. 226’da özel bir şikâyet şartı öngörülmediğinden altı aylık şikâyet süresi uygulanmaz. Bununla birlikte suçtan zarar gören kişilerin delilleriyle birlikte savcılığa veya kolluğa başvurma hakkı bulunmaktadır.
Müstehcenlik suçu uzlaştırma kapsamında mıdır?
Müstehcenlik suçu uzlaştırma kapsamında değildir. Tarafların anlaşması veya şikâyetçinin şikâyetinden vazgeçmesi, kamu davasının uzlaştırma nedeniyle sona ermesini sağlamaz.
Müstehcenlik davalarına hangi mahkeme bakar?
TCK m. 226 kapsamındaki müstehcenlik davalarında görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Maddenin üçüncü ve beşinci fıkralarında yüksek hapis cezaları öngörülmüş olmakla birlikte, cezanın üst sınırı on yılı aşmadığından tek başına müstehcenlik suçunun bulunması ağır ceza mahkemesini görevli hâle getirmez.
Failin çocuk olması hâlinde çocuk mahkemelerinin görevine ilişkin özel hükümler uygulanır. Müstehcenlik suçuyla birlikte çocukların cinsel istismarı gibi ağır ceza mahkemesinin görevine giren başka bir suçun da dava konusu olması hâlinde bağlantı ve görev kuralları ayrıca değerlendirilir.
Müstehcenlik suçunda dava zamanaşımı ne kadardır?
TCK m. 226/1, m. 226/2, m. 226/3’ün ikinci cümlesi ve m. 226/4 bakımından temel dava zamanaşımı süresi kural olarak sekiz yıldır. TCK m. 226/3’ün birinci cümlesi ile m. 226/5’te cezanın üst sınırı on yıl olduğundan temel dava zamanaşımı süresi on beş yıldır.
Zamanaşımının başlangıcı ve kesilmesi, fiilin niteliğine göre ayrıca belirlenir. Özellikle depolama veya bulundurma gibi devam eden fiillerde suçun sona erdiği tarih tartışma konusu olabilir. Soruşturma ve kovuşturma işlemleri de zamanaşımı hesabını etkileyebilir.
Müstehcenlik katalog suç mudur?
Müstehcenlik, 5651 sayılı Kanun’un 8. maddesinde internet ortamında içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi tedbirleri bakımından sayılan katalog suçlardan biridir. İnternet yayınında TCK m. 226’yı oluşturduğuna ilişkin yeterli şüphe bulunması hâlinde kanundaki usule göre içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı gündeme gelebilir.
Buna karşılık TCK m. 226, CMK m. 100/3’te tutuklama nedeni varsayımına bağlanan katalog suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle “müstehcenlik katalog suçtur” ifadesi tek başına kullanıldığında yanıltıcıdır. Suç, internet tedbirleri bakımından katalog niteliğinde olmakla birlikte tutuklama bakımından katalog suç değildir. Tutuklama kararı verilebilmesi için genel kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenlerinin somut olgularla gösterilmesi gerekir.
Müstehcenlik Suçunda Etkin Pişmanlık, HAGB ve Cezanın Ertelenmesi
Müstehcenlik suçunda etkin pişmanlık var mıdır?
TCK m. 226’da özel bir etkin pişmanlık hükmü bulunmamaktadır. Failin paylaşımı silmesi, içeriği yayından kaldırması, hesabını kapatması veya pişman olduğunu açıklaması tamamlanmış suçu kendiliğinden ortadan kaldırmaz ve kanunen zorunlu bir ceza indirimi sağlamaz.
Bununla birlikte içeriğin kaldırılması suçun devamını önleyebilir, çocukların veya mağdurların daha fazla zarar görmesini engelleyebilir ve cezanın bireyselleştirilmesinde failin sonraki davranışları kapsamında değerlendirilebilir. Bu durum, özel bir etkin pişmanlık indirimiyle karıştırılmamalıdır.
Müstehcenlik suçu adli para cezasına çevrilir mi?
TCK m. 226’nın birçok fıkrasında hapis cezası ile birlikte ayrıca adli para cezası öngörülmüştür. Bu durumda mahkeme hapis cezası yanında adli para cezasına da hükmeder.
Hükmedilen hapis cezasının kısa süreli olması hâlinde TCK m. 50’deki şartlar çerçevesinde seçenek yaptırıma çevirme değerlendirilebilir. Ancak bunun için somut olayda belirlenen sonuç hapis cezasının kısa süreli olması ve kanuni şartların gerçekleşmesi gerekir. Özellikle alt sınırı iki, beş veya altı yıl olan ağır fiiller bakımından cezanın adli para cezasına çevrilmesi kural olarak mümkün değildir.
Müstehcenlik suçunda cezanın ertelenmesi mümkün müdür?
Sonuç hapis cezasının TCK m. 51’de belirtilen sınırlar içinde kalması, sanığın önceki mahkûmiyet durumu ve yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşması hâlinde hapis cezasının ertelenmesi gündeme gelebilir. Erteleme, beraat anlamına gelmez; mahkûmiyet hükmü hukuki varlığını korur.
Müstehcenlik suçunda HAGB uygulanabilir mi?
31 Temmuz 2026 tarihinde yürürlüğe giren güncel CMK m. 231 düzenlemesine göre, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması hâlinde mahkeme hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verebilir. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması, yeniden suç işlemeyeceği yönünde kanaat oluşması ve varsa maddi zararın giderilmesi gerekir.
Müstehcenlik suçunda HAGB’nin uygulanıp uygulanamayacağı, suçun hangi fıkra kapsamında kaldığına ve sonuç cezanın miktarına bağlıdır. TCK m. 226/1, m. 226/2 veya m. 226/4 kapsamında sonuç cezanın iki yıl veya altında kalması hâlinde HAGB değerlendirilebilir. Alt sınırı beş veya altı yıl olan TCK m. 226/3’ün birinci cümlesi ve m. 226/5 bakımından ise sonuç cezanın niteliği nedeniyle HAGB imkânı çoğu olayda ortaya çıkmaz.
HAGB bir beraat kararı değildir. Mahkeme suçun sabit olduğu sonucuna ulaşmakta ancak kurulan hükmün açıklanmasını geri bırakmaktadır. Müsadereye ilişkin hükümler ise güncel düzenleme uyarınca HAGB kararına rağmen hukuki sonuç doğurabilir.
Müstehcenlik Suçu Memuriyete Engel midir?
Müstehcenlik suçu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesinde adı ayrıca sayılan zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık veya sahtecilik gibi suçlardan biri değildir. Bununla birlikte aynı hüküm, kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olmayı genel olarak memuriyete engel kabul etmektedir.
Bu nedenle müstehcenlik suçu memuriyete engel mi sorusunun cevabı, yalnızca suçun türüne bakılarak verilemez. Kesinleşen cezanın türü ve süresi, hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilip çevrilmediği, HAGB kararı bulunup bulunmadığı ve ilgili meslek için özel mevzuatta ek şart öngörülüp öngörülmediği incelenmelidir.
HAGB kararı, güncel CMK m. 231 uyarınca müsadere hükümleri dışında sanık hakkında hukuki sonuç doğurmayan bir karardır ve kesinleşmiş mahkûmiyetle aynı nitelikte değildir. Ancak polislik, askerlik, hâkimlik, savcılık veya güvenlik hizmetleri gibi alanlarda özel kanunlar, güvenlik soruşturması hükümleri ve mesleki disiplin kuralları ayrıca değerlendirme konusu olabilir.
Hakkında yalnızca soruşturma veya kovuşturma bulunması, kişinin suçu işlediğini göstermez. Masumiyet karinesi gereğince kesinleşmiş mahkûmiyet bulunmadan kişi suçlu olarak nitelendirilemez. İdari makamların da yalnızca suç isnadından hareketle otomatik sonuç doğurması yerine somut bilgi, görevin niteliği, ölçülülük ve özel mevzuat hükümlerini gözetmesi gerekir.
Müstehcenlik Suçunda Önemli Noktalar
Müstehcenlik, cinsellik ve ceza hukuku bakımından suç oluşturan içerik aynı kavramlar değildir. Bir ürünün rahatsız edici veya erotik bulunması, TCK m. 226’daki seçimlik hareketlerden biri gerçekleşmedikçe tek başına mahkûmiyet için yeterli olmaz.
Yetişkinlere yönelik genel içeriklerin özel alanda izlenmesi veya kişisel amaçla bulundurulması kural olarak suç değildir. Buna karşılık çocukların kullanıldığı ürünler ile TCK m. 226/4 kapsamındaki yasak içeriklerin bilerek bulundurulması dahi cezalandırılabilir.
Dijital materyalin cihazda bulunması, failin kastını otomatik olarak ispatlamaz. Otomatik indirme, önbellek, ortak cihaz kullanımı, hesap güvenliği, dosyanın açılıp açılmadığı ve sanığın materyal üzerindeki fiilî hâkimiyeti uzman incelemesiyle belirlenmelidir.
Müstehcenlik suçu şikâyete bağlı değildir, uzlaştırma kapsamında bulunmaz ve yargılama görevi kural olarak asliye ceza mahkemesine aittir. Suç, 5651 sayılı Kanun bakımından erişim engelleme tedbirine konu katalog suçlardan biri olmakla birlikte CMK m. 100/3 bakımından tutuklama katalog suçu değildir.
Müstehcenlik Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Müstehcenlik ne anlama gelir?
Müstehcenlik, günlük dilde çoğunlukla açık saçıklık, cinsel mahremiyetin sınırlarını aşan içerikler veya toplumun genel ahlak ve edep anlayışıyla bağdaşmadığı düşünülen görüntü, yazı ve ifadeler için kullanılan bir kavramdır. Ancak ceza hukuku bakımından “müstehcen” kabul edilen her görüntü, yazı veya davranışın doğrudan suç oluşturduğu söylenemez. Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde suç olarak düzenlenen hareketlerden birinin gerçekleştirilmiş olması gerekir.
Bu nedenle müstehcenlik suçunda değerlendirme yalnızca görüntünün veya yazının kişide oluşturduğu ahlaki izlenime göre yapılamaz. İçeriğin niteliği kadar içeriğin kime gösterildiği, nerede sergilendiği, satışa sunulup sunulmadığı, basın ve yayın yoluyla yayımlanıp yayımlanmadığı, üretiminde çocuk kullanılıp kullanılmadığı, kişinin içeriği bilinçli şekilde bulundurup bulundurmadığı ve içeriğin bilimsel, sanatsal veya edebî bir eser niteliği taşıyıp taşımadığı da önemlidir.
Dolayısıyla ceza hukuku bakımından müstehcenlik, soyut ve sınırsız bir “ahlaka aykırılık” kavramından ibaret değildir. Ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kanunilik ilkesi gereğince TCK m. 226’da düzenlenen somut hareketlerin ve bunların maddi ve manevi unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalıdır.
Müstehcen ne demek, örnek olarak hangi içerikler verilebilir?
“Müstehcen” kelimesi genel olarak açık saçık, cinsel mahremiyeti ağır biçimde ihlal eden veya cinsel davranışları toplumun genel edep anlayışını aşacak açıklıkta ortaya koyan içerikleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bununla birlikte günlük dilde müstehcen olarak nitelendirilebilecek bir içerik ile TCK m. 226 kapsamında ceza sorumluluğu doğuran içerik aynı şey değildir.
Örneğin yetişkin kişilerin yer aldığı cinsel içerikli bir film, tıp fakültesinde eğitim amacıyla kullanılan anatomik görüntüler, cinsel sağlık konusunda hazırlanmış bilimsel materyaller, bir sanat eserindeki çıplaklık ve çocukların kullanıldığı cinsel içerikli görüntüler hukuken aynı kategoride değerlendirilemez. İçeriğin amacı, bağlamı, hitap ettiği kişi grubu, üretim biçimi ve nasıl kullanıldığı hukuki nitelendirmeyi doğrudan etkiler.
Özellikle çocukların kullanıldığı veya temsili çocuk görüntülerinin ya da çocuk gibi görünen kişilerin kullanıldığı müstehcen ürünler bakımından kanun çok daha ağır bir koruma sistemi öngörmüştür. Aynı şekilde TCK m. 226/4’te özel olarak belirtilen içerikler de yetişkinlere yönelik sıradan cinsel içeriklerden ayrı bir hukuki rejime tabidir.
Bu sebeple “bir içerikte cinsellik veya çıplaklık bulunması” ile “TCK m. 226 anlamında cezalandırılabilir müstehcen ürün bulunması” birbirinden ayrılmalıdır. Ceza yargılamasında içeriğin kendisinin incelenmesi ve suçun hangi fıkra kapsamına girdiğinin somut biçimde belirlenmesi gerekir.
Müstehcen içerik ne demektir?
Müstehcen içerik yalnızca video veya fotoğraftan ibaret değildir. Görüntü, yazı, kitap, dergi, çizim, animasyon, ses kaydı, dijital dosya veya başka bir iletişim aracıyla cinsel davranışları belirli bir açıklık düzeyinde konu edinen ürünler de bu kapsamda değerlendirilebilir. Özellikle internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte sosyal medya paylaşımları, mesajlaşma uygulamalarında gönderilen dosyalar, bilgisayar ve cep telefonlarında bulunan dijital materyaller müstehcenlik soruşturmalarının önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
Ancak bir dosyanın cinsel içerikli olması, o dosyanın cihazda bulunmasının otomatik olarak müstehcenlik suçunu meydana getirdiği anlamına gelmez. Öncelikle içeriğin TCK m. 226’nın hangi fıkrası kapsamında bulunduğu belirlenmeli, ardından kanunda o içerik bakımından “bulundurma” fiilinin ayrıca suç olarak düzenlenip düzenlenmediği değerlendirilmelidir.
Örneğin yetişkinlere ilişkin genel nitelikteki cinsel içeriklerin kişinin özel cihazında bulunması ile çocukların kullanıldığı müstehcen görüntülerin bilinçli biçimde bulundurulması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Benzer şekilde dosyanın internet tarayıcısının geçici hafızasına otomatik olarak kaydedilmiş olması ile kişinin dosyayı özellikle indirip belirli klasörlere kaydetmesi de kastın değerlendirilmesinde farklı sonuçlara yol açabilir.
Bu nedenle dijital müstehcenlik soruşturmalarında yalnızca dosyanın varlığına değil, dosyanın bulunduğu klasöre, indirilme tarihine, açılıp açılmadığına, kullanıcı tarafından taşınıp taşınmadığına, dosyanın kaynağına ve cihaz üzerindeki diğer teknik verilere de bakılması önem taşır.
Müstehcenlik suçu neleri kapsar?
Müstehcenlik suçu tek bir hareketten oluşan basit bir suç tipi değildir. TCK m. 226 içerisinde birbirinden farklı fiiller ve bu fiiller için farklı cezalar düzenlenmiştir. Bu nedenle “müstehcenlik suçu” ifadesi kullanıldığında öncelikle kişinin hangi fıkra kapsamında suçlandığının belirlenmesi gerekir.
Kanunda bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin verilmesi, bunların çocuğa gösterilmesi, okutulması veya dinletilmesi suç olarak kabul edilmektedir. Yine müstehcen ürünlerin çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen sergilenmesi, belirli şartlarda satışa veya kiraya sunulması, dağıtılması ve reklamının yapılması da cezai yaptırıma bağlanmıştır.
Müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması veya yayımlanmasına aracılık edilmesi ayrıca düzenlenmiştir. Sosyal medya, internet siteleri ve dijital yayın araçları bakımından da somut olayın niteliğine göre bu hükmün uygulanması gündeme gelebilir.
Kanun, çocukların veya temsili çocuk görüntülerinin ya da çocuk gibi görünen kişilerin kullanıldığı müstehcen ürünler konusunda daha ağır yaptırımlar öngörmektedir. Bu ürünlerin yalnızca üretimi değil; ülkeye sokulması, çoğaltılması, satışa sunulması, satılması, nakledilmesi, depolanması, ihraç edilmesi, bulundurulması veya başkalarının kullanımına sunulması da suç oluşturabilir.
Dolayısıyla müstehcenlik suçunun kapsamı değerlendirilirken “içeriğin bulunması” şeklinde genel bir değerlendirme yerine; ürünün niteliği, failin gerçekleştirdiği hareket ve uygulanması gereken TCK m. 226 fıkrası birlikte belirlenmelidir.
Müstehcenlik suçu nasıl oluşur?
Müstehcenlik suçunun oluşması için öncelikle TCK m. 226’da gösterilen seçimlik hareketlerden birinin gerçekleştirilmesi gerekir. Ceza hukukunda suç ve cezaların kanuniliği ilkesi geçerli olduğundan, toplum tarafından ahlaken uygun görülmeyen her davranış müstehcenlik suçunun kapsamına sokulamaz.
Suçun manevi unsuru bakımından da kast önemlidir. Özellikle dijital materyallerin bulunduğu soruşturmalarda, kişinin söz konusu dosyanın varlığından ve niteliğinden haberdar olup olmadığı araştırılmalıdır. Bilgisayar veya telefonda bir dosyanın teknik olarak mevcut olması ile failin dosyayı bilerek indirmesi, saklaması, sınıflandırması veya başkalarına göndermesi arasında önemli bir fark vardır.
Örneğin internet tarayıcısının otomatik olarak oluşturduğu önbellek dosyaları, mesajlaşma uygulamalarının otomatik medya indirme özelliği veya cihaz üzerinde kullanıcıdan bağımsız biçimde meydana gelebilecek geçici kayıtlar somut olayın özelliklerine göre kast tartışmasını gündeme getirebilir. Buna karşılık dosyanın kullanıcı tarafından özel olarak oluşturulmuş bir klasörde saklanması, defalarca açılması, başka cihaza aktarılması veya paylaşılması bilinçli hâkimiyete ilişkin farklı bir değerlendirmeye yol açabilir.
Bu nedenle müstehcenlik suçunun oluşup oluşmadığı belirlenirken içeriğin niteliği, dosyanın elde edilme şekli, cihaz üzerindeki konumu, kullanıcı hareketleri ve paylaşım kayıtları birlikte değerlendirilmelidir. Sadece “cihazda dosya bulundu” tespiti her olayda suçun bütün unsurlarının oluştuğunu göstermeye yetmez.
Müstehcenlik suçunun cezası ne kadardır?
Müstehcenlik suçunun tek bir cezası bulunmamaktadır. Uygulanacak ceza, TCK m. 226’nın hangi fıkrasının ihlal edildiğine göre önemli ölçüde değişmektedir.
Maddenin birinci fıkrasında yer alan; çocuğa müstehcen ürün gösterilmesi, müstehcen ürünlerin çocukların görebileceği yerlerde veya alenen sergilenmesi, belirli şekillerde satışa veya kiraya sunulması, dağıtılması veya reklamının yapılması gibi fiiller bakımından altı aydan iki yıla kadar hapis ve ayrıca adli para cezası öngörülmüştür.
Müstehcen görüntü, yazı veya sözlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması veya yayına aracılık edilmesi hâlinde ise altı aydan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası söz konusu olabilir.
Çocukların, temsili çocuk görüntülerinin veya çocuk gibi görünen kişilerin müstehcen ürünlerin üretiminde kullanılması daha ağır yaptırıma tabidir. Üretim fiili bakımından beş yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. Bu tür ürünleri ülkeye sokma, çoğaltma, satışa sunma, satma, nakletme, depolama, ihraç etme, bulundurma veya başkalarının kullanımına sunma hâllerinde ise iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası gündeme gelebilir.
TCK m. 226/4 kapsamındaki özel nitelikteki ürünler bakımından bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezası düzenlenmiştir. Üçüncü ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması, yayımlanmasına aracılık edilmesi veya çocukların bunları görmesinin, dinlemesinin ya da okumasının sağlanması hâlinde ise altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası söz konusu olabilir.
Bu nedenle “müstehcenlik suçunun cezası kaç yıldır?” sorusunun doğru cevabı ancak isnadın hangi fıkraya dayandığı belirlendikten sonra verilebilir.
+18 içerik izlemenin cezası var mıdır?
Yetişkin kişilerin yer aldığı ve TCK m. 226’nın özel olarak yasakladığı kategorilere girmeyen cinsel içeriklerin yetişkin bir kişi tarafından kişisel alanda izlenmesi kural olarak tek başına müstehcenlik suçunu oluşturmaz. Kanun, yetişkinlere yönelik her türlü cinsel içeriğin yalnızca izlenmesini genel olarak cezalandıran bir düzenleme içermemektedir.
Bununla birlikte burada içeriğin niteliği son derece önemlidir. Çocukların, temsili çocuk görüntülerinin veya çocuk gibi görünen kişilerin kullanıldığı ürünlerin bilinçli biçimde bulundurulması TCK m. 226/3 kapsamında cezai sorumluluk doğurabilir. Benzer şekilde maddenin dördüncü fıkrasında özel olarak belirtilen nitelikteki ürünlerin bulundurulması da suç olarak düzenlenmiştir.
“İzleme” ile “indirme ve bulundurma” kavramlarının teknik olarak da ayrılması gerekir. Bir internet sitesindeki görüntünün yalnızca ekranda izlenmesi ile dosyanın cihaza indirilmesi, kalıcı olarak kaydedilmesi, başka bir klasöre taşınması veya daha sonra tekrar kullanılmak üzere saklanması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.
Bunun yanında bazı dijital sistemlerde izlenen içerik teknik olarak önbelleğe veya geçici dosyalara kaydedilebilir. Böyle durumlarda dosyanın cihazda bulunması tek başına kişinin bilinçli olarak dosyayı depoladığı sonucunu doğurmayabilir. Adli bilişim incelemesinin dosyanın nasıl oluştuğunu, kullanıcı tarafından doğrudan indirilip indirilmediğini ve kişinin dosya üzerinde fiilî hâkimiyet kurup kurmadığını ortaya koyması gerekir.
Müstehcenlik cezası için kaç video bulunması gerekir?
TCK m. 226’da suçun oluşması için belirli sayıda video, fotoğraf veya dijital dosya bulunması gerektiğine ilişkin herhangi bir sayı şartı öngörülmemiştir. Bu nedenle “beş video bulunursa suç olur”, “on dosyanın altında ceza verilmez” veya benzeri ifadelerin kanuni bir dayanağı bulunmamaktadır.
Suçun bütün unsurları gerçekleşmişse tek bir görüntü veya tek bir dosya dahi somut olayın niteliğine göre ceza sorumluluğunun doğması için yeterli olabilir. Burada belirleyici olan sayı değil, içeriğin TCK m. 226 kapsamında olup olmadığı ve failin kanunda suç olarak düzenlenen hareketlerden birini kasten gerçekleştirip gerçekleştirmediğidir.
Bununla birlikte bulunan dosyaların sayısı delillerin değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir. Çok sayıda dosyanın özel olarak oluşturulmuş klasörlerde tasnif edilmesi, farklı tarihlerde indirilmesi ve tekrar tekrar açılması ile cihazda tek bir geçici internet dosyasının bulunması aynı şekilde değerlendirilmeyebilir.
Bu nedenle dosya sayısı suçun kanuni unsuru değildir; ancak kişinin içeriği bildiği, bilinçli olarak bulundurduğu veya sistematik biçimde elde ettiği yönündeki değerlendirmede yardımcı bir delil olarak kullanılabilir. Her durumda kastın ve fiilî hâkimiyetin ayrıca ortaya konulması gerekir.
Müstehcenlik suçu nasıl tespit edilir?
Müstehcenlik suçları özellikle internet ve dijital cihazlar üzerinden işlendiği iddia edildiğinde adli bilişim delilleri büyük önem taşır. Soruşturma kapsamında sosyal medya hesabı kayıtları, kullanıcı giriş bilgileri, IP ve port kayıtları, internet bağlantı kayıtları, platformlardan temin edilen hesap bilgileri, cep telefonu ve bilgisayar incelemeleri, dosya oluşturma ve değiştirme tarihleri, meta veriler, hash değerleri ve bilirkişi raporları kullanılabilir.
Ancak bu verilerin her biri neyi ispatladığı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin belirli bir IP adresinin bir internet bağlantısına tahsis edilmiş olması, tek başına o bağlantı üzerinden gerçekleştirilen bütün işlemlerin abonelik sahibi tarafından yapıldığını kesin olarak ortaya koymayabilir. Bağlantının başka kişilerce kullanılması, ortak internet ağı, ortak cihaz veya başka teknik ihtimaller somut olay içerisinde değerlendirilmelidir.
Benzer şekilde bir sosyal medya hesabında paylaşım yapılmış olması durumunda hesabın yalnızca kimin adına kayıtlı olduğu değil, olay tarihinde hangi cihazdan ve hangi bağlantı üzerinden giriş yapıldığı, hesabın başka kişiler tarafından kullanılıp kullanılmadığı ve paylaşımın hangi teknik yöntemle yapıldığı araştırılabilir.
Cihaz incelemesinde ise dosyanın yalnızca varlığı yeterli görülmemelidir. Dosyanın indirme klasöründe mi, geçici internet dosyalarında mı, mesajlaşma uygulamasının otomatik indirme klasöründe mi yoksa kullanıcı tarafından özel olarak oluşturulan bir klasörde mi bulunduğu kastın tespitinde önem taşıyabilir.
Ceza yargılamasında amaç yalnızca bir dijital dosyanın bulunması değil, söz konusu dosya ile şüpheli veya sanık arasındaki bilinçli ve hukuken anlamlı bağlantının ortaya konulmasıdır.
Müstehcenlik suçu beraat kararları hangi nedenlere dayanır?
Müstehcenlik davalarında beraat kararı verilmesinin nedenleri somut olayın özelliklerine göre değişmektedir. En temel ihtimallerden biri, dava konusu görüntü veya ürünün TCK m. 226’da suç olarak tanımlanan kategoriye girmediğinin anlaşılmasıdır. İçeriğin cinsel nitelik taşıması tek başına mahkûmiyet için yeterli değildir; uygulanmak istenen fıkranın bütün unsurlarının bulunması gerekir.
Bir diğer önemli konu kastın ispatıdır. Özellikle dijital dosyalarda içeriğin cihaz üzerinde bulunması ile sanığın içeriği bilerek indirmiş ve bulundurmuş olması birbirinden ayrılmalıdır. Dosyanın otomatik önbellek kaydı olması, mesajlaşma uygulaması tarafından kendiliğinden indirilmesi veya kullanıcının bilgisi dışında oluşan teknik bir kayıt niteliği taşıması hâlinde bu hususun adli bilişim incelemesiyle belirlenmesi gerekir.
Cihazın birden fazla kişi tarafından kullanılması da fail tespitinde önem taşıyabilir. Ortak kullanılan bir bilgisayarda veya telefonda bulunan dosyanın hangi kullanıcı tarafından indirildiği tespit edilemiyorsa yalnızca cihazın belirli bir kişiye ait olmasından hareketle otomatik biçimde mahkûmiyet sonucuna ulaşılması mümkün olmayabilir.
Çocukların kullanıldığı görüntülere ilişkin suçlamalarda görüntüdeki kişinin yaşı da suçun hukuki niteliğini doğrudan etkileyebilir. Görüntüde yer alan kişinin çocuk olup olmadığı belirlenemiyorsa veya bu konuda yeterli teknik ve bilimsel tespit yapılmamışsa suçun nitelikli hâlinin ispatı tartışmalı hâle gelebilir.
Bunun yanında yayınlama veya aleniyet unsurunun bulunmadığı, sanığın hesabı kullandığının kesin biçimde belirlenemediği, içeriğin bilimsel, sanatsal veya edebî niteliğinin yeterince değerlendirilmediği olaylarda da beraat gündeme gelebilir. Sonuç olarak beraat nedeni tek bir kalıba indirgenemez; isnat edilen fıkranın maddi ve manevi unsurlarının her biri ayrı ayrı ispatlanmalıdır.
Müstehcenlik suçu paraya çevrilir mi?
Müstehcenlik suçunda hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceği, suçun hangi fıkrasının uygulandığına ve yargılama sonucunda belirlenen net hapis cezasının süresine göre değerlendirilmelidir. TCK m. 50 kapsamında kısa süreli hapis cezalarının kanunda öngörülen şartlarla seçenek yaptırımlara çevrilmesi mümkündür.
Bu nedenle örneğin TCK m. 226’nın daha düşük ceza öngören fıkraları kapsamında yargılama sonunda kısa süreli bir hapis cezasına hükmedilmesi hâlinde, failin kişiliği, sosyal ve ekonomik durumu, yargılama sürecindeki davranışları ve suçun işleniş biçimi dikkate alınarak seçenek yaptırım değerlendirmesi yapılabilir.
Ancak müstehcenlik suçunun bazı nitelikli hâllerinde hapis cezalarının kanuni alt sınırı yüksektir. Özellikle çocukların kullanıldığı ürünlerin üretimi veya TCK m. 226/5 kapsamındaki fiiller bakımından öngörülen ceza miktarları nedeniyle hapis cezasının kısa süreli hâle gelmesi çoğu durumda mümkün olmayacaktır.
Ayrıca TCK m. 226’nın çeşitli fıkralarında hapis cezasının yanında adli para cezası da ayrıca öngörülmektedir. Bu adli para cezası, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesinden farklıdır. Dolayısıyla mahkeme kararında hem hapis hem de kanunda ayrıca öngörülen adli para cezasıyla karşılaşılması mümkündür.
Bu sebeple “müstehcenlik suçu her durumda paraya çevrilir” veya “hiçbir şekilde paraya çevrilemez” biçimindeki iki yaklaşım da doğru değildir. Somut ceza miktarının ve uygulanan fıkranın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Müstehcenlik suçunda etkin pişmanlık var mıdır?
TCK m. 226 içerisinde müstehcenlik suçuna özgü özel bir etkin pişmanlık hükmü bulunmamaktadır. Bu nedenle suç tamamlandıktan sonra görüntülerin silinmesi, paylaşımın kaldırılması veya sosyal medya hesabının kapatılması tek başına suçun ortadan kalkmasına ya da failin cezasız kalmasına yol açmaz.
Örneğin suç oluşturduğu iddia edilen bir içeriğin sosyal medyada yayımlanması tamamlanmışsa daha sonra paylaşımın silinmesi, daha önce gerçekleşen yayınlama fiilini geçmişe dönük olarak hukuka uygun hâle getirmez. Aynı şekilde yasak nitelikteki dosyanın bir süre bilinçli olarak bulundurulmasının ardından cihazdan silinmesi de daha önce gerçekleşen fiilin hukuki değerlendirmesini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Bununla birlikte failin soruşturma veya kovuşturma sonrasındaki davranışları tamamen önemsiz değildir. İçeriğin yayılmasını durdurmaya yönelik çabalar, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlar, pişmanlık gösterilip gösterilmediği gibi hususlar uygulanabilecek diğer ceza hukuku kurumları ve cezanın bireyselleştirilmesi bakımından somut olayın özelliklerine göre değerlendirilebilir.
Ancak bu durum teknik anlamda “etkin pişmanlık” değildir. Müstehcenlik suçunda özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmadığından, sonradan gerçekleştirilen davranışların hukuki sonucu başka ceza hukuku hükümleri çerçevesinde ele alınmalıdır.
Müstehcenlik suçu şikâyete bağlı mıdır?
Müstehcenlik suçu şikâyete bağlı suçlardan değildir. Cumhuriyet savcılığı suç işlendiğine ilişkin yeterli şüphe doğuran bir bilgi veya delile ulaştığında soruşturmayı resen yürütebilir. Bu nedenle suçtan haberdar olunmasının mutlaka bir kişinin şikâyetine bağlı olması gerekmez.
Örneğin internet üzerinde yapılan bir paylaşımın kolluk birimlerince tespit edilmesi, başka bir soruşturma kapsamında ele geçirilen cihazda müstehcen ürün bulunması veya ilgili kurumların ihbarı üzerine de soruşturma başlatılabilir.
Suçun şikâyete tabi olmamasının önemli sonuçlarından biri de herhangi bir şikâyetçinin sonradan şikâyetinden vazgeçmesinin kamu davasını kendiliğinden sona erdirmemesidir. Cumhuriyet savcılığı soruşturma aşamasında yeterli şüphe bulunduğunu değerlendirirse iddianame düzenleyebilir; dava açılmışsa mahkeme yargılamaya devam edebilir.
Bununla birlikte aynı olay içerisinde müstehcenlik suçunun yanında şikâyete tabi başka suçların bulunması mümkündür. Böyle bir durumda her suç tipi kendi soruşturma ve kovuşturma şartlarına göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Müstehcenlik suçu katalog suç mudur?
“Müstehcenlik katalog suç mudur?” sorusunun cevabı, hangi kanundaki ve hangi koruma tedbirine ilişkin katalogdan söz edildiğine göre değişmektedir. Türk hukukunda bütün hukuki sonuçlar bakımından geçerli tek bir “katalog suçlar listesi” bulunmamaktadır.
5651 sayılı Kanun’un 8. maddesi bakımından müstehcenlik, internet ortamındaki yayınlara ilişkin içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi tedbirleri yönünden katalog suçlar arasında sayılmıştır. Bu nedenle internet ortamındaki bir yayının TCK m. 226 kapsamında suç oluşturduğu konusunda yeterli şüphe bulunması hâlinde 5651 sayılı Kanun kapsamında içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi tedbirleri gündeme gelebilir.
Buna karşılık Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100/3. maddesinde tutuklama nedeninin var sayılabileceği suçlar ayrıca sayılmış olup müstehcenlik suçu bu katalog içerisinde yer almamaktadır. Dolayısıyla müstehcenlik suçunun 5651 sayılı Kanun bakımından katalog suç olması, CMK m. 100/3 bakımından da otomatik olarak katalog suç olduğu anlamına gelmez.
Bu ayrım özellikle uygulamada önemlidir. “Katalog suç” kavramı kullanılırken mutlaka hangi kanundaki katalogdan ve hangi koruma tedbirinden söz edildiğinin açıklanması gerekir.
Müstehcenlik davalarına hangi mahkeme bakar?
Müstehcenlik suçuna ilişkin davalarda kural olarak görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir. TCK m. 226’da yer alan yaptırımların üst sınırları ve ceza mahkemelerinin görev dağılımına ilişkin genel kurallar birlikte değerlendirildiğinde, müstehcenlik suçunun olağan yargılaması asliye ceza mahkemesinde yapılır.
Bu durum suçun nitelikli hâllerinde yüksek miktarda hapis cezası öngörülmüş olmasına rağmen kural olarak değişmez. TCK m. 226’nın en ağır yaptırım öngören hükümlerinde dahi hapis cezasının üst sınırının on yıl olması, ağır ceza mahkemesinin genel görev sınırı bakımından önem taşımaktadır.
Ancak failin çocuk olması durumunda çocuk yargılamasına ilişkin özel görev kuralları uygulanır. Ayrıca aynı olay kapsamında müstehcenlik suçuyla birlikte başka ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçun da isnat edilmesi hâlinde bağlantı ve görev kuralları ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu nedenle mahkemenin görevi belirlenirken yalnızca “müstehcenlik” suçunun adı değil, iddianamede ileri sürülen bütün suçlamalar ve failin hukuki durumu birlikte incelenmelidir.
Müstehcenlik suçu memurluğa engel midir?
Müstehcenlik suçundan soruşturma geçirmek veya hakkında dava açılması tek başına kişinin otomatik olarak devlet memurluğunu kaybetmesi anlamına gelmez. Memuriyete etkisi değerlendirilirken mahkûmiyetin kesinleşip kesinleşmediği, verilen cezanın türü ve miktarı, kişinin tabi olduğu özel personel mevzuatı ve olayın ayrıca disiplin hukuku bakımından sonuç doğurup doğurmadığı birlikte ele alınmalıdır.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48/A-5 maddesine göre kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûmiyet, kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde devlet memurluğuna engel oluşturabilir. Müstehcenlik suçu maddede ismen sayılan özel suç gruplarından biri olmamakla birlikte, kesinleşen hapis cezasının süresi bakımından genel mahkûmiyet koşulu gündeme gelebilir.
Bunun yanında ceza hukuku ile disiplin hukuku birbirinden bağımsız değerlendirme alanlarıdır. Ceza mahkûmiyetinin 657 sayılı Kanun’un 48. maddesi bakımından doğrudan memuriyet engeli oluşturmadığı bir olayda dahi, gerçekleştirilen fiilin niteliğine göre ayrıca disiplin soruşturması yapılması mümkün olabilir.
Polis, asker, jandarma, sahil güvenlik personeli veya özel statülü diğer kamu görevlileri bakımından ise yalnızca 657 sayılı Kanun’a bakılması yeterli olmayabilir. İlgili personelin tabi olduğu özel disiplin ve meslek mevzuatı da ayrıca incelenmelidir. Bu nedenle müstehcenlik suçunun memuriyete etkisi, suçun isminden hareketle değil kesinleşen cezanın hukuki sonucu ve kişinin personel statüsü birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
Sanatsal eser müstehcenlik suçu oluşturur mu?
Bir eserde çıplaklık, cinsellik veya toplumun bir kesimi tarafından rahatsız edici kabul edilen anlatımlar bulunması, eserin otomatik olarak müstehcenlik suçu kapsamında değerlendirilmesi için yeterli değildir. Türk Ceza Kanunu, bilimsel, sanatsal ve edebî eserler bakımından özel bir düzenleme içermektedir.
TCK m. 226/7 uyarınca bilimsel eserler bakımından maddenin uygulanmamasına ilişkin bir istisna bulunmaktadır. Sanatsal ve edebî değeri bulunan eserler bakımından ise daha farklı bir sistem benimsenmiştir. Çocukların kullanıldığı ürünlere ilişkin üçüncü fıkra bu istisnanın dışında bırakılmıştır. Bunun yanında sanatsal veya edebî değeri bulunan eserlerden çocukların korunması ve çocukların bu içeriklere ulaşmasının engellenmesi gerekir.
Bu nedenle bir romanın, filmin, resmin veya başka bir sanat eserinin yalnızca içerisindeki belirli sahneler veya cümleler seçilerek değerlendirilmesi yeterli değildir. Eserin bütünü, anlatım amacı, sanatsal veya edebî değeri, üretildiği bağlam, hedef kitlesi ve çocukların erişimine karşı alınan önlemler birlikte ele alınmalıdır.
Anayasal ifade ve sanat özgürlüğü de bu değerlendirmede önem taşımaktadır. Bir eserin müstehcen olduğuna karar verilirken salt soyut bir genel ahlak değerlendirmesine dayanılması yerine, eserin sanatsal veya edebî niteliğinin somut ve yeterli gerekçelerle değerlendirilmesi gerekir.
Buna karşılık “sanat eseri” nitelendirmesi de sınırsız bir cezasızlık alanı yaratmaz. Özellikle çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlere ilişkin TCK m. 226/3 yönünden sanatsal veya edebî eser istisnasına dayanılması mümkün değildir.
Özel mesajla cinsel içerikli görüntü göndermek suç mudur?
Yetişkin kişiler arasında, her iki tarafın rızasına dayalı olarak gerçekleştirilen ve TCK m. 226’nın çocukların kullanıldığı veya özel olarak yasaklanan ürün kategorilerine girmeyen cinsel içerikli özel paylaşımlar kural olarak yalnızca bu nedenle müstehcenlik suçunu oluşturmaz. Özellikle birebir özel mesajlaşma ile kamuya açık yayın arasında hukuken önemli bir fark bulunmaktadır.
Ancak görüntünün niteliği ve paylaşım şekli sonucu değiştirebilir. Örneğin çocukların kullanıldığı müstehcen ürünlerin mesaj yoluyla gönderilmesi, özel mesaj olduğu gerekçesiyle hukuka uygun hâle gelmez. Aynı şekilde TCK m. 226’nın diğer nitelikli hükümlerinin kapsamına giren ürünlerin başkasının kullanımına sunulması da ceza sorumluluğuna yol açabilir.
Yetişkinlere ait özel görüntüler bakımından ise başka suç tipleri gündeme gelebilir. Bir kişinin kendisine güven ilişkisi içerisinde gönderdiği özel ve mahrem görüntünün onun rızası olmaksızın üçüncü kişilere gönderilmesi veya sosyal medyada yayımlanması, olayın şartlarına göre özel hayatın gizliliğinin ihlali başta olmak üzere farklı suçların oluşmasına neden olabilir.
Cinsel içerikli bir görüntünün alıcıya rızası dışında gönderilmesi durumunda da olay yalnızca müstehcenlik suçu yönünden değerlendirilmemelidir. Mesajın içeriği, gönderiliş amacı, taraflar arasındaki ilişki ve davranışın niteliğine göre cinsel taciz veya başka suç tipleri gündeme gelebilir.
Ayrıca bir kişiye ait mahrem görüntülerin “para göndermezsen paylaşırım”, “istediğimi yapmazsan ailene gönderirim” benzeri ifadelerle baskı aracı hâline getirilmesi durumunda şantaj suçu da söz konusu olabilir. Dolayısıyla özel mesaj yoluyla cinsel içerik gönderilmesinin hukuki sonucu yalnızca görüntünün cinsel nitelikte olmasına değil, tarafların rızasına, görüntünün kime ait olduğuna, içeriğin niteliğine ve paylaşım amacına göre belirlenir.
Müstehcenlik ile fuhuş arasındaki fark nedir?
Müstehcenlik ve fuhuş suçları cinsel dokunulmazlık veya genel ahlakla ilişkili konular içermeleri nedeniyle günlük dilde zaman zaman birbirine karıştırılabilmektedir. Ancak Türk Ceza Kanunu bakımından bunlar birbirinden tamamen farklı suç tipleridir.
Müstehcenlik suçu esas itibarıyla müstehcen görüntü, yazı, söz, ses ve diğer ürünler ile bu ürünlerin gösterilmesi, yayımlanması, üretimi, dağıtılması, belirli hâllerde bulundurulması veya çocukların bu içeriklere maruz bırakılması gibi hareketleri konu almaktadır. Buradaki hukuki değerlendirme büyük ölçüde bir “ürün” veya “yayın” ve bu ürün üzerinde gerçekleştirilen hareketler üzerinden yapılmaktadır.
Fuhuş suçu ise TCK m. 227’de düzenlenmiştir ve bir kişiyi fuhşa teşvik etme, bunun yolunu kolaylaştırma, fuhuş amacıyla aracılık etme veya yer temin etme gibi davranışlara yöneliktir. Dolayısıyla burada müstehcen bir materyalin varlığından ziyade kişinin fuhuş faaliyetinin içerisine çekilmesi, bu faaliyetin organize edilmesi veya kolaylaştırılması söz konusudur.
Örneğin internet üzerinden müstehcen bir videonun hukuka aykırı şekilde yayımlanması müstehcenlik hükümleri kapsamında değerlendirilebilirken, bir kişinin ücret karşılığında cinsel ilişkiye yönlendirilmesi ve buna aracılık edilmesi fuhuş suçu kapsamında değerlendirilir. Bazı olaylarda aynı soruşturma içerisinde hem müstehcenlik hem fuhuş iddiasının bulunması mümkün olsa da her suçun kanuni unsurları ayrı ayrı araştırılmalıdır.
Bu nedenle iki suç arasında yalnızca konunun cinsellikle ilgili olması üzerinden bağlantı kurulması doğru değildir. Müstehcenlikte ağırlıklı olarak içerik ve yayın üzerinde gerçekleştirilen hareketler; fuhuş suçunda ise fuhuş faaliyetinin teşvik edilmesi, kolaylaştırılması, aracılık veya yer sağlanması cezalandırılmaktadır.
Sonuç
Müstehcenlik suçu, tek bir hareketten oluşan basit bir suç tipi değildir. TCK m. 226; çocukların korunması, basın ve yayın yoluyla yayımlama, dijital materyal bulundurma, sanatsal ifade, bilimsel eserler ve özel hayat gibi birbirinden farklı hukuki alanları aynı madde içinde düzenlemektedir. Bu nedenle hangi fıkranın uygulanacağı belirlenmeden yalnızca içeriğin “müstehcen” olduğu yönündeki genel değerlendirmeyle sonuca gidilmesi mümkün değildir.
İnternet ve sosyal medya üzerinden yürütülen soruşturmalarda dijital materyalin elde edilme yöntemi, dosyanın otomatik olarak mı yoksa iradi biçimde mi indirildiği, cihazın kim tarafından kullanıldığı, görüntüdeki kişilerin yaşı, paylaşımın aleni olup olmadığı ve sanığın kastı ayrıntılı biçimde incelenmelidir. Ceza mahkûmiyeti, ihtimale veya kişisel ahlak anlayışına değil, hukuka uygun delillerle ispatlanan somut fiile dayanmalıdır.
Çocukların kullanıldığı müstehcen ürünler bakımından kanun son derece ağır ve kapsamlı yasaklar getirmiştir. Buna karşılık yetişkinlere yönelik içerikler, sanat eserleri, edebî anlatılar ve özel alanda kalan davranışlar bakımından ifade özgürlüğü, özel hayatın korunması ve ceza hukukunun son çare olması ilkesi gözden uzak tutulmamalıdır.