Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan personel bakımından siyasi tarafsızlık, genel kamu personeli rejimine kıyasla daha sıkı kurallara bağlanmıştır. Bunun temel nedeni askerî teşkilatın emir-komuta esasına dayanan yapısı, silahlı kuvvetlerin demokratik siyasi rekabetin dışında tutulması gereği ve askerî gücün herhangi bir siyasi görüş, siyasi parti veya ideolojik yapılanmayla özdeşleşmesinin önlenmesidir. Bu sebeple siyasi parti üyeliğinden siyasi propaganda niteliğindeki faaliyetlere kadar uzanan çeşitli davranışlar hem Anayasa’da hem Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda hem Askerî Ceza Kanunu’nda hem de 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nda özel hükümlere bağlanmıştır.
Bu düzenlemelerin disiplin hukuku bakımından en ağır sonuç doğuranlarından biri 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 20. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde düzenlenen “ideolojik veya siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak” disiplinsizliğidir. Çünkü söz konusu fiilin yaptırımı uyarma, kınama veya aylıktan kesme gibi bir disiplin cezası değil, doğrudan Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasıdır.
6413 sayılı Kanun’un 20/1-d maddesinde düzenleme açık şekilde şöyledir:
“İdeolojik veya siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak: Siyasi partilere girmek, ideolojik veya siyasi faaliyetlere karışmak, ideolojik veya siyasi amaçlarla disiplini bozucu tavır ve davranışlarda bulunmaktır.”
Ancak hükmün kısa olması uygulamada değerlendirmeyi kolaylaştırmamakta, aksine çok sayıda hukuki tartışmaya neden olmaktadır. Bir siyasi görüşe sahip olmak siyasi faaliyet midir? Sosyal medyada siyasi bir paylaşımı beğenmek TSK’dan ayırma sebebi oluşturur mu? Siyasi içerikli bir konuşma her durumda 20/d kapsamında mıdır? Bir siyasi partinin toplantısına katılmak, mitinge gitmek, siyasi bir hesap takip etmek veya özel WhatsApp grubunda güncel siyaset hakkında konuşmak aynı hukuki sonucu doğurur mu? Personelin eşinin, babasının veya kardeşinin siyasi faaliyeti personele yüklenebilir mi?
Bu soruların tamamında yapılması gereken değerlendirme aynıdır: 6413 sayılı Kanun m.20/d gibi kişinin meslek hayatını sona erdiren bir hüküm genişletici ve varsayımsal biçimde değil, somut fiil ve deliller üzerinden uygulanmalıdır.
6413 Sayılı Kanun Madde 20/d Neyi Yasaklamaktadır?
Kanun hükmünün lafzı incelendiğinde üç ayrı davranış grubunun düzenlendiği görülmektedir. Bunlardan ilki siyasi partiye girmek, ikincisi ideolojik veya siyasi faaliyetlere karışmak, üçüncüsü ise ideolojik veya siyasi amaçlarla disiplini bozucu tavır ve davranışlarda bulunmaktır.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü her üç durumda da aynı yaptırım öngörülmekle birlikte disiplinsizliğin ortaya çıkış biçimi farklıdır.
Siyasi parti üyeliğinde hukuki durum daha belirgindir. Anayasa ve ilgili kanunlar Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti üyeliğini doğrudan yasaklamaktadır. Buna karşılık “siyasi faaliyet” veya “ideolojik faaliyet” kavramları daha geniş ve yorum gerektiren kavramlardır. Bu nedenle personelin somut olarak hangi faaliyette bulunduğu, faaliyetin amacı, gerçekleştiği ortam, sürekliliği, muhatapları, askerî hizmete etkisi ve siyasi veya ideolojik niteliğini ortaya koyan delillerin neler olduğu gösterilmelidir.
Özellikle “ideolojik faaliyet” kavramı, kişinin düşünce dünyasıyla karıştırılmamalıdır. Bir kişinin belirli bir siyasi, ekonomik, sosyal veya felsefi görüşe sahip olmasıyla bu görüş doğrultusunda örgütlü veya dış dünyaya yansıyan bir faaliyette bulunması aynı şey değildir. Anayasa’nın düşünce ve kanaat hürriyetine ilişkin hükümleri karşısında yalnızca bir görüşe sahip olmak disiplin suçu olarak kabul edilemez. Disiplin yaptırımının konusu olabilecek husus, düşüncenin kendisinden ziyade kanunun yasakladığı nitelikte somut bir faaliyet veya davranıştır.
Askerlerin Siyasi Partiye Üye Olması Yasak mıdır?
Evet. Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti üyeliğine ilişkin yasak doğrudan Anayasa’dan kaynaklanmaktadır.
Anayasa’nın 68. maddesinde, siyasi parti kurma ve siyasi partilere girme hakkı genel olarak güvence altına alınmış; ancak aynı maddede Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi partilere üye olamayacakları açık şekilde belirtilmiştir. Dolayısıyla askerî personelin siyasi parti üyeliği bakımından yasak yalnızca 6413 sayılı Kanun’dan kaynaklanmamaktadır; anayasal düzeyde bir sınırlama söz konusudur.
Bu nedenle muvazzaf askerî personelin herhangi bir siyasi partiye üye olması, 6413 sayılı Kanun m.20/d’nin en açık uygulama alanlarından biridir.
Burada personelin hangi siyasi partiye üye olduğunun hukuki açıdan bir önemi bulunmamaktadır. Düzenleme belirli bir parti veya siyasi görüşü değil, askerî personelin siyasi parti üyeliğini esas almaktadır. İktidar veya muhalefet partisi olması, büyük ya da küçük bir siyasi parti olması sonucu değiştirmez. Hukuki yasak, Silahlı Kuvvetlerin parti siyasetinden bağımsızlığının korunmasına yöneliktir.
TSK İç Hizmet Kanunu Madde 43 Siyasi Faaliyet Hakkında Ne Diyor?
Askerî personelin siyasi tarafsızlığını düzenleyen bir diğer temel hüküm 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 43. maddesidir.
Maddeye göre:
“Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları siyasi faaliyette bulunamaz.”
Hükmün devamında Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi partilere veya ilgili kuruluşlara girmeleri, bunların siyasi faaliyetleriyle münasebette bulunmaları, siyasi gösteri ve toplantı işlerine karışmaları ve bu amaçla nutuk, beyanat veya yazı yoluyla faaliyette bulunmaları yasaklanmaktadır.
Dolayısıyla 6413 sayılı Kanun’un 20/d hükmü tek başına değerlendirilmemelidir. Anayasa m.68, TSK İç Hizmet Kanunu m.43 ve 6413 sayılı Kanun m.20/d birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun temel amacının Türk Silahlı Kuvvetlerinin kurumsal olarak günlük siyasi rekabetin ve parti siyasetinin dışında tutulması olduğu anlaşılmaktadır.
Ancak bu amaç, askerî personelin hiçbir düşünce açıklamasında bulunamayacağı anlamına gelmez. Personelin ifade özgürlüğü devam etmektedir. Esas mesele, somut ifadenin kişisel düşünce açıklaması sınırlarında mı kaldığı, yoksa siyasi faaliyet veya propaganda niteliğine mi dönüştüğüdür.
Siyasi İçerikli Konuşma ile Siyasi Faaliyet Aynı Şey midir?
6413 sayılı Kanun’un sistematiğine bakıldığında bu soruya her durumda olumlu cevap verilemeyeceği görülmektedir.
Kanun koyucu 6413 sayılı Kanun’un 18/1-ğ maddesinde “hizmetteyken siyasi içerikli konuşmak” fiilini ayrıca düzenlemiş ve bunu aylıktan kesme cezasını gerektiren bir disiplinsizlik olarak tanımlamıştır. Kanuna göre mesai içerisinde veya hizmete ilişkin durumlarda siyasi içerikli konuşmalar yapmak aylıktan kesme cezasına tabidir.
Buna karşılık 20/d maddesi “ideolojik veya siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak” fiilini Silahlı Kuvvetlerden ayırma sebebi olarak düzenlemektedir.
Bu iki hükmün birlikte değerlendirilmesi gerekir. Çünkü hizmet sırasında yapılan her siyasi içerikli konuşmanın otomatik olarak 20/d kapsamında kabul edilmesi hâlinde 18/1-ğ maddesindeki özel düzenlemenin uygulama alanı büyük ölçüde ortadan kalkacaktır.
Dolayısıyla siyasi içerikli bir konuşma ile siyasi faaliyet arasında derece, amaç ve nitelik yönünden ayrım yapılmalıdır.
Örneğin personelin mesai sırasında güncel bir siyasi gelişme hakkında konuşması, koşulları mevcutsa 18/1-ğ kapsamında değerlendirilebilirken; sistematik biçimde belirli bir siyasi partiyi desteklemek, personeli belirli bir siyasi tercihe yönlendirmek, propaganda yapmak, siyasi görüşleri yaymaya çalışmak veya askerî statüyü siyasi etki oluşturmak için kullanmak 20/d yönünden çok daha ağır bir değerlendirmeye konu olabilir.
Fiilin hangi madde kapsamına girdiği belirlenirken sadece kullanılan birkaç kelimeye değil, konuşmanın içeriği, amacı, ortamı, hitap edilen kişiler, personelin rütbesi ve konumu, davranışın tekrarlanıp tekrarlanmadığı ve askerî disipline etkisi birlikte değerlendirilmelidir.
Anayasa Mahkemesinin Engin Kabadaş Kararı
Askerî personelin siyasi faaliyetleri ile ifade özgürlüğü arasındaki sınırı ortaya koyan en önemli kararlardan biri Anayasa Mahkemesinin Engin Kabadaş, B. No: 2014/18587, 06.07.2017 tarihli kararıdır.
Başvurucu olay tarihinde kurmay albay olarak görev yapmaktadır. Askerî personel ve ailelerinin katılmasının zorunlu olduğu konferanslarda güncel siyasi konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş; dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bazı bakanları ve hükümet politikaları hakkında siyasi nitelikte açıklamalar yapmıştır. Yapılan ceza yargılamasında, konuşmalarla dinleyicilerin siyasi tercih ve görüşlerinin etkilenmesinin hedeflendiği değerlendirilerek Askerî Ceza Kanunu m.148 kapsamında siyasi faaliyette bulunma suçundan ceza verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi başvuruyu Anayasa m.26’da düzenlenen ifade özgürlüğü bakımından incelemiştir.
Mahkeme, askerlerin de diğer bireyler gibi ifade özgürlüğüne sahip olduklarını kabul etmekle birlikte, askerlik mesleğinin kendine özgü şartlarının ve siyaseten tarafsız davranma yükümlülüğünün dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir. Başvurucunun yüksek rütbeli bir asker olması, konuşmanın askerî tesis içerisinde yapılması, dinleyicilerin emri altındaki askerî personelden oluşması ve katılımın zorunlu olması Mahkemenin değerlendirmesinde özellikle etkili olmuştur.
AYM sonuç olarak siyasi propaganda niteliğinde değerlendirilen açıklamalar nedeniyle yapılan müdahaleyi somut olayda ölçülü bulmuş ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Karardan çıkarılması gereken sonuç, askerlerin siyasi konular hakkında hiçbir düşüncesinin olamayacağı değildir. Kararın asıl önemi, askerî makam, rütbe, emir-komuta ilişkisi ve zorunlu katılım imkânlarının siyasi görüş aktarımında kullanılmasının ifade özgürlüğünün sıradan kullanımından farklı değerlendirilmesidir.
Askerî Personelin İfade Özgürlüğü Var mıdır?
Elbette vardır. Askerî personelin kamu görevlisi veya asker olması Anayasa’nın 26. maddesindeki ifade özgürlüğünü tamamen ortadan kaldırmaz.
Anayasa Mahkemesi bu ilkeyi askerî personele ilişkin birçok kararında açıkça kabul etmiştir. Adem Talas, B. No: 2014/12143, 16.11.2017 kararında da askerlerin ifade özgürlüğünün bulunduğu özellikle belirtilmiştir.
Söz konusu olayda astsubay olarak görev yapan başvurucu, görev yerinde yaşadığı sorunların çözümlenmediğini ileri sürerek BİMER’e başvurmuş ve bu nedenle disiplin cezası almıştır. AYM, askerî hiyerarşi içerisinde belirli başvuru ve şikâyet yöntemleri belirlenmesinin mümkün olduğunu kabul etmekle birlikte, somut olayda verilen disiplin cezasının demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna ulaşarak ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.
Bu karar 20/d kapsamında verilmiş bir ayırma kararı değildir. Ancak önemli bir temel ilkeyi göstermektedir: Asker olmak, temel hakların ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.
Bu nedenle personelin açıklamalarının siyasi veya ideolojik faaliyet olarak nitelendirilmesinde, düşünce açıklaması ile aktif siyasi faaliyetin birbirinden ayrılması gerekir.
AİHM Askerlerin İfade Özgürlüğünü Nasıl Değerlendiriyor?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yaklaşımı da aynı yöndedir.
Grigoriades/Yunanistan, B. No: 24348/94, 25.11.1997 kararında AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün askerî personele de uygulandığını belirtmiştir.
Mahkeme, ordunun etkili şekilde çalışabilmesi için disiplin kurallarına ihtiyaç bulunduğunu ve gerçek bir askerî disiplin tehdidi olduğunda ifade özgürlüğüne belirli sınırlamalar getirilebileceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte askerî disiplin kurallarının, yalnızca silahlı kuvvetlere yönelik eleştirileri veya düşünce açıklamalarını bastırmak için kullanılamayacağını vurgulamıştır. Somut olayda askerî kurumu sert biçimde eleştiren ancak ifadelerini geniş bir kitleye yaymayan başvurucuya verilen cezanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
AİHM’nin yaklaşımı önemli bir ayrım ortaya koymaktadır: Askerî disiplin meşru bir sınırlama sebebidir; fakat “askerî disiplin” kavramı her düşünce açıklamasını cezalandırmaya imkân veren sınırsız bir yetki değildir.
Bu yaklaşım 6413 sayılı Kanun m.20/d kapsamında yapılacak değerlendirmelerde de ölçülülük ve somutlaştırma gereğinin önemini göstermektedir.
Askerî Ceza Kanunu Madde 148 ve Siyasi Faaliyet Suçu
Askerî personelin siyasi faaliyetleri yalnızca disiplin hukuku açısından sonuç doğurmayabilir. Belirli fiiller 1632 sayılı Askerî Ceza Kanunu’nun 148. maddesi kapsamında suç da teşkil edebilir.
Askerî Ceza Kanunu m.148 kapsamında askerî şahıslardan siyasi partiye üye olmak için müracaat eden veya siyasi partiye girenler; siyasi amaçlı toplantı yapan veya gösterilere katılanlar; siyasi amaçla konuşma, demeç, yazı veya telkinde bulunanlar; siyasi toplantılara resmî veya sivil kıyafetle katılanlar ile siyasi mahiyette beyanname hazırlayan, imzalayan, yayımlayan veya dağıtanlar hakkında cezai yaptırım öngörülmektedir.
Dolayısıyla aynı davranış bazı durumlarda hem 6413 sayılı Kanun m.20/d kapsamında disiplin soruşturmasına hem de Askerî Ceza Kanunu m.148 kapsamında ceza soruşturmasına konu olabilir.
Burada “ceza soruşturması sonuçlanmadan disiplin işlemi yapılamaz” şeklinde genel bir kural bulunmamaktadır.
Nitekim 6413 sayılı Kanun m.5 açık biçimde adli soruşturma veya kovuşturmanın aynı fiil nedeniyle ayrıca disiplin soruşturması yapılmasına, disiplin cezası verilmesine ve cezanın yerine getirilmesine engel olmadığını düzenlemektedir.
Bununla birlikte ceza dosyasında ortaya çıkan maddi tespitlerin disiplin işlemi bakımından hiçbir öneminin bulunmadığı da söylenemez. Özellikle fiilin gerçekleşmediğinin kesin şekilde ortaya konulması veya isnadın maddi temelini ortadan kaldıran bir mahkeme kararının bulunması hâlinde, idarenin aynı olay hakkında hangi somut delile dayanarak farklı bir sonuca ulaştığını açıklaması gerekir.
Sosyal Medyada Siyasi Paylaşım Yapmak TSK’dan Ayırma Sebebi midir?
Günümüzde 6413 sayılı Kanun m.20/d bakımından en önemli uyuşmazlıklardan birinin sosyal medya kullanımı olması kaçınılmazdır.
Ancak burada da otomatik bir sonuçtan söz edilemez. Bir personelin sosyal medya hesabında bulunan her siyasi içerik doğrudan Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası gerektirmez. Paylaşımın niteliği ve kullanım biçiminin ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekir.
Örneğin siyasi bir parti adına sistematik propaganda yapılması, siyasi parti organizasyonlarının sürekli duyurulması, belirli siyasi oluşum lehine insanları harekete geçirmeye yönelik paylaşımlar yapılması ile kişinin güncel bir kamu meselesine ilişkin münferit görüş açıklaması aynı kategoride değerlendirilemez.
Benzer şekilde bir siyasi hesaba “takip” verilmesi, tek bir paylaşımın beğenilmesi, başkasının gönderisinin paylaşılması ve kişinin bizzat propaganda metni hazırlaması arasında da ciddi nitelik farklılıkları bulunmaktadır.
Bu nedenle sosyal medya delillerinde öncelikle hesabın gerçekten personele ait olup olmadığı, paylaşımı personelin yapıp yapmadığı, hesabın ele geçirilme ihtimali, paylaşım tarihi, içeriğin tamamı, paylaşımın görünürlük alanı ve siyasi faaliyetin süreklilik gösterip göstermediği araştırılmalıdır.
Bir ekran görüntüsünde yalnızca kullanıcı adı ve siyasi bir paylaşımın görülmesi, özellikle meslekten ayırma gibi ağır sonuç doğuran bir işlem bakımından tek başına bütün hukuki tartışmayı sona erdirmez.
Siyasi Bir Gönderiyi Beğenmek İdeolojik veya Siyasi Faaliyet Sayılır mı?
Bu soruya bütün olaylar için geçerli olacak şekilde “evet” veya “hayır” şeklinde cevap vermek doğru değildir.
Sosyal medya beğenisi kişinin içerikle belirli ölçüde etkileşim kurduğunu gösterebilir. Ancak bir beğeninin aktif siyasi faaliyet, propaganda veya örgütlü siyasi faaliyet seviyesine ulaşıp ulaşmadığı somut olayın bütünlüğüne göre değerlendirilmelidir.
Kişinin yüzlerce sosyal medya etkileşimi içerisinden tek bir siyasi içeriği beğenmiş olması ile hesabını belirli bir siyasi görüşün sistematik biçimde yayılması için kullanması aynı değildir.
6413 sayılı Kanun m.20/d’nin yaptırımının Silahlı Kuvvetlerden ayırma olduğu dikkate alındığında, isnadın somutlaştırılması ve davranışın gerçekten hükmün unsurlarını taşıdığının ortaya konulması özellikle önemlidir.
WhatsApp Grubunda Siyasi Konuşma TSK’dan Ayırma Nedeni Olabilir mi?
WhatsApp veya benzeri kapalı mesajlaşma uygulamalarındaki konuşmalarda da paylaşımın içeriği, amacı, grubun niteliği ve davranışın sürekliliği belirleyicidir.
Bir grup içerisinde tek seferlik güncel siyasi değerlendirme yapılması ile askerî personel arasında sistematik siyasi propaganda yürütülmesi aynı hukuki nitelikte değildir.
Özellikle askerî personelin kendi astlarını siyasi olarak yönlendirmeye çalışması, belirli bir siyasi partiye destek istemesi veya askerî hiyerarşik konumunu kullanarak siyasi görüş telkininde bulunması 20/d yönünden daha ağır bir değerlendirmeyi gündeme getirebilir.
Buna karşılık özel bir sohbet içerisindeki münferit sözlerin bağlamından koparılarak “ideolojik faaliyet” biçiminde nitelendirilmesi, özellikle ayırma yaptırımı bakımından kanunun unsurlarının ve ölçülülüğün ayrıca tartışılmasını gerektirir.
Personelin Yakınının Siyasi Faaliyeti Kendisine Yüklenebilir mi?
Kural olarak personel, eşinin, babasının, annesinin, kardeşinin veya başka bir yakınının siyasi tercihi nedeniyle disiplin sorumluluğuna tabi tutulamaz.
6413 sayılı Kanun m.20/d’de esas alınması gereken, hakkında işlem tesis edilen personelin kendi fiil ve faaliyetidir.
Danıştay Onikinci Dairesinin 15.11.2021 tarihli, E.2020/1759, K.2021/5688 sayılı kararına konu olay doğrudan m.20/d kapsamında bir Yüksek Disiplin Kurulu ayırma işlemi olmamakla birlikte bu konuda önemli bir yaklaşım içermektedir. Uzman erbaş hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz değerlendirilmesinde babasının siyasi partiyle ilişkisine dayanılmış; yargı mercileri personelin kendisine ilişkin somut bir olumsuz tespit bulunmadığına ve kişinin yakınının anayasal siyasi parti üyeliğinin personele yüklenemeyeceğine dikkat çekmiştir.
Bu kararın 6413 m.20/d’ye doğrudan uygulanmasından söz edilemez; ancak kişisel sorumluluk ve somut fiil bakımından önemli bir hukuki perspektif sunmaktadır.
Personelin ailesinden bir kişinin siyasi parti üyesi olması, siyasi paylaşım yapması veya siyasi etkinliklere katılması tek başına personelin “ideolojik veya siyasi faaliyetlere karıştığını” ispatlamaz.
Yüksek Disiplin Kurulu Hangi Delillere Bakabilir?
Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası disiplin amiri tarafından doğrudan verilen sıradan bir ceza değildir. 6413 sayılı Kanun uyarınca bu ceza Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilir.
6413 sayılı Kanun m.13’e göre yüksek disiplin kurulları gerekli gördüklerinde personelin özlük dosyasını ve her türlü evrakı inceleyebilir, ilgili birlik ve kurumlardan bilgi isteyebilir, hâkim veya savcı kararı gerektirmeyen hâllerde kriminal inceleme yaptırabilir, tanık ve bilirkişi dinleyebilir ve keşif yapabilir veya yaptırabilir.
Bu nedenle siyasi faaliyet isnadının yalnızca soyut istihbari değerlendirmelerle değil, mümkün olduğu ölçüde doğrulanabilir olgularla ortaya konulması gerekir.
Örneğin sosyal medya paylaşımı ileri sürülüyorsa paylaşımın kaynağı, tarih ve hesap aidiyeti; toplantıya katılım iddia ediliyorsa toplantının niteliği, katılımın amacı ve buna ilişkin deliller; propaganda iddiası varsa personelin hangi söz veya davranışıyla kime yönelik ne şekilde propaganda yaptığı somutlaştırılmalıdır.
“Siyasi görüşleri bulunduğu değerlendirilmiştir”, “ideolojik tutum sergilediği kanaatine varılmıştır” veya “belirli çevrelerle irtibatlı olduğu anlaşılmıştır” şeklindeki genel ifadelerin, bunların dayandığı maddi olgular ortaya konulmadan meslekten ayırma gibi ağır bir işlemin tek başına yeterli sebebi sayılması hukuki denetim bakımından tartışmaya açıktır.
Yüksek Disiplin Kurulunda Savunma Hakkı Var mıdır?
Evet. Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasının verilmesi sürecinde savunma hakkı temel güvencelerden biridir.
6413 sayılı Kanun m.13/6 uyarınca hakkında ayırma işlemi yürütülen personelin savunması alınır. Personel yazılı savunma verebileceği gibi Yüksek Disiplin Kurulunun gerekli görmesi veya kendisinin talep etmesi hâlinde sözlü ifade vermek üzere de çağrılabilir.
Savunma hakkının etkili kullanılabilmesi için isnadın yalnızca “ideolojik veya siyasi faaliyetlere karıştığınız değerlendirilmiştir” şeklinde genel biçimde bildirilmesi yeterli olmayabilir. Personelin hangi davranışının ne zaman ve nerede gerçekleştiğini, hangi bilgi ve belgelere dayanıldığını ve bunun neden m.20/d kapsamında görüldüğünü anlayabilmesi gerekir.
Çünkü kişi bilmediği veya somutlaştırılmamış bir isnada karşı etkili savunma hazırlayamaz.
6413 Sayılı Kanun Madde 6 ve Ölçülülük İlkesi
6413 sayılı Kanun, disiplin makamlarına sınırsız takdir yetkisi vermemektedir.
Kanun’un 6. maddesine göre, disiplin cezası vermeye yetkili kişi ve kurullar takdir haklarını ölçülü, adaletli ve hakkaniyetli biçimde kullanmalı ve takdir mutlaka gerekçeli olmalıdır.
Disiplinsizliğin işleniş biçimi, zamanı ve yeri, askerî hizmete olumsuz etkisinin ağırlığı, meydana gelen zarar veya tehlike, personelin kusurunun ağırlığı ve önceki disiplin durumu değerlendirmede dikkate alınması gereken hususlar arasında açıkça sayılmıştır.
Bu hüküm özellikle m.20/d bakımından önemlidir. Çünkü uygulanacak yaptırım kişinin meslek hayatının sona ermesi sonucunu doğurmaktadır.
Dolayısıyla siyasi nitelik taşıdığı ileri sürülen davranışın içeriğinin, yaygınlığının, askerî hizmet üzerindeki etkisinin ve personelin davranışındaki kastın gerekçeli şekilde değerlendirilmesi gerekir.
İdeolojik veya Siyasi Faaliyet Nedeniyle Ayırmada Zamanaşımı Süresi Nedir?
6413 sayılı Kanun m.39, Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası bakımından özel zamanaşımı hükümleri içermektedir.
Kanunun 39/3. maddesine göre ayırma cezasını gerektiren durumun disiplin amirlerince tespit edilmesinden itibaren bir yıl içerisinde işlem yapılması gerekir. Ayrıca 20. maddenin birinci fıkrasının (h) bendi dışındaki disiplinsizliklerde, fiilin işlendiği tarihten itibaren beş yıl geçtikten sonra aynı sebeple Yüksek Disiplin Kurulu tarafından ceza verilemez. 20/d de bu beş yıllık genel sürenin kapsamındadır.
Ancak fiilin aynı zamanda bir suç oluşturması ve konunun savcılık veya mahkeme kararlarıyla ortaya çıkması gibi durumlarda 39. maddenin diğer fıkraları da dikkate alınmalıdır. Bu nedenle zamanaşımı hesabı yalnızca ilk bakışta görülen fiil tarihinden hareketle yapılmamalı, soruşturma dosyasındaki süreç bütünüyle incelenmelidir.
Siyasi Faaliyet Nedeniyle Silahlı Kuvvetlerden Ayırma Kararına Dava Açılabilir mi?
Evet. Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilen Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasına karşı idari yargıda iptal davası açılması mümkündür.
6413 sayılı Kanun’un güncel 43. maddesi ayırma cezalarının yargı denetimine tabi olduğunu açık şekilde ortaya koymaktadır.
Açılacak iptal davasında yalnızca personelin siyasi faaliyette bulunmadığının ileri sürülmesiyle yetinilmemelidir. İşlemin bütün unsurları incelenmelidir.
Öncelikle isnat edilen davranışın gerçekten personele ait olup olmadığı; davranışın siyasi veya ideolojik faaliyet niteliğini taşıyıp taşımadığı; delillerin güvenilirliği; siyasi amaç unsurunun nasıl ortaya konulduğu; personelin savunma hakkının etkili şekilde kullandırılıp kullandırılmadığı; Yüksek Disiplin Kurulu kararının yeterli gerekçeye dayanıp dayanmadığı; 6413 m.6 kapsamında ölçülülük değerlendirmesi yapılıp yapılmadığı ve m.39’daki zamanaşımı sürelerinin geçirilip geçirilmediği incelenmelidir.
Ayırma işlemi personelin mesleki statüsünü doğrudan sona erdirdiğinden, somut olayın koşullarına göre dava dilekçesinde yürütmenin durdurulması da talep edilebilir. Bu talep bakımından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde belirtilen açık hukuka aykırılık ile telafisi güç veya imkânsız zarar şartlarının birlikte ortaya konulması gerekir.
İdeolojik veya Siyasi Amaçlı Faaliyetlere Karışmak Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Asker siyasi partiye üye olabilir mi?
Hayır. Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti üyeliği Anayasa’nın 68. maddesiyle açıkça yasaklanmıştır. Bunun yanında TSK İç Hizmet Kanunu m.43 ve 6413 sayılı Kanun m.20/d de askerî personelin parti siyasetine dâhil olmasını yasaklayan hükümler içermektedir. Bu nedenle aktif askerlik statüsü devam ederken siyasi parti üyeliği, 20/d kapsamında son derece ciddi disiplin sonucu doğurabilir.
Her siyasi konuşma TSK’dan atılma sebebi midir?
Hayır. 6413 sayılı Kanun’un kendisi hizmet sırasında siyasi içerikli konuşmayı m.18/1-ğ kapsamında aylıktan kesme cezasını gerektiren ayrı bir disiplinsizlik olarak düzenlemektedir. Bu nedenle her siyasi içerikli cümlenin otomatik olarak m.20/d kapsamında Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasına dönüşeceğinin kabul edilmesi doğru değildir. Fiilin siyasi faaliyet veya propaganda boyutuna ulaşıp ulaşmadığının olayın tamamı üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Asker sosyal medyada siyasi paylaşım yapabilir mi?
Bu konuda paylaşımın içeriği ve niteliği belirleyicidir. Askerî personelin ifade özgürlüğü bulunmakla birlikte aktif siyasi faaliyet ve propaganda yasağı da bulunmaktadır. Tek bir güncel olay değerlendirmesi ile hesabın sistematik biçimde belirli bir siyasi parti veya siyasi görüş lehine propaganda amacıyla kullanılması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Personelin askerî sıfatını kullanıp kullanmadığı, paylaşımın muhatapları, devamlılığı ve askerî hizmet üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.
Siyasi paylaşımı beğenmek TSK’dan çıkarılmak için yeterli midir?
Tek bir sosyal medya beğenisinin her durumda m.20/d kapsamında Silahlı Kuvvetlerden ayırma için yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Böyle ağır bir yaptırım bakımından beğeninin içeriği, hesabın kullanım biçimi, diğer faaliyetlerle birlikte değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bunun gerçekten siyasi faaliyete katılımı ortaya koyup koymadığı incelenmelidir. Salt varsayıma dayalı değerlendirme yerine somut fiilin kanuni tanıma uygunluğu ortaya konulmalıdır.
Siyasi mitinge katılan asker TSK’dan çıkarılabilir mi?
Siyasi amaçlı toplantı veya gösteriye aktif katılım, hem 211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu m.43 hem de koşulları oluştuğunda Askerî Ceza Kanunu m.148 ve 6413 sayılı Kanun m.20/d bakımından ciddi hukuki sonuç doğurabilir. Ancak toplantının gerçekten siyasi olup olmadığı, personelin hangi amaçla orada bulunduğu ve katılımın ispatlanıp ispatlanmadığı somut deliller üzerinden değerlendirilmelidir.
Personelin eşinin veya babasının siyasi parti üyeliği nedeniyle ayırma cezası verilebilir mi?
Personelin yakınlarının anayasal ve yasal siyasi faaliyetleri kural olarak personelin kendi siyasi faaliyeti olarak kabul edilemez. 6413 m.20/d açısından personelin kendisine ait somut fiil veya faaliyet ortaya konulmalıdır. Yakın akrabanın siyasi parti üyeliğini doğrudan personelin aleyhine kullanmak kişisel sorumluluk ilkesi bakımından ciddi sorun doğurur. Danıştayın uzman erbaş güvenlik soruşturmasına ilişkin kararlarında da yakının siyasi parti üyeliğinin tek başına personel hakkında olumsuz sonuç doğuramayacağı yönünde değerlendirmeler bulunmaktadır.
Siyasi faaliyet nedeniyle hem ceza davası hem disiplin soruşturması açılabilir mi?
Evet. Askerî Ceza Kanunu m.148 kapsamındaki şartların oluşması hâlinde ceza soruşturması yürütülmesi mümkün olduğu gibi, aynı fiil 6413 sayılı Kanun kapsamında disiplin soruşturmasına da konu olabilir. 6413 sayılı Kanun m.5, adli soruşturma veya kovuşturmanın disiplin soruşturmasını engellemediğini açıkça düzenlemektedir.
Siyasi faaliyet nedeniyle verilen ayırma cezasına karşı dava açılabilir mi?
Evet. Yüksek Disiplin Kurulunun 6413 m.20/d kapsamında verdiği Silahlı Kuvvetlerden ayırma kararına karşı idari yargıda iptal davası açılabilir. Davada fiilin sübutu, nitelendirilmesi, deliller, savunma hakkı, gerekçe, ölçülülük, yetki ve zamanaşımı dâhil olmak üzere işlemin bütün hukuki unsurları denetlenebilir.
Sonuç
6413 sayılı Kanun m.20/d kapsamında ideolojik veya siyasi amaçlı faaliyetlere karışmak, Türk Silahlı Kuvvetleri disiplin hukukunun en ağır sonuç doğuran disiplinsizliklerinden biridir. Siyasi parti üyeliği, aktif siyasi faaliyete katılım veya siyasi ve ideolojik amaçla askerî disiplini bozucu davranışlarda bulunma, şartları gerçekleştiğinde personelin Silahlı Kuvvetlerle ilişiğinin kesilmesine neden olabilir.
Bu konuda siyasi tarafsızlığın yalnızca 6413 sayılı Kanun tarafından öngörülmediği de açıktır. Anayasa m.68 Silahlı Kuvvetler mensuplarının siyasi parti üyeliğini yasaklamakta; TSK İç Hizmet Kanunu m.43 askerî personelin siyasi faaliyetlere katılmasını engellemekte; Askerî Ceza Kanunu m.148 ise belirli siyasi faaliyetleri ayrıca suç olarak düzenlemektedir. Dolayısıyla Türk hukuk sistemi askerî teşkilatın parti siyasetinden ve aktif siyasi mücadeleden uzak tutulmasına özel önem vermektedir.
Bununla birlikte bu özel statü, askerî personelin Anayasa’nın korumasından tamamen çıktığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesinin Engin Kabadaş ve Adem Talas kararları birlikte değerlendirildiğinde sınır daha açık görülmektedir. Askerî makam ve hiyerarşik üstünlük kullanılarak siyasi propaganda yapılması ifade özgürlüğünün olağan kullanımıyla aynı şekilde değerlendirilmezken; personelin hak arama, eleştiri veya şikâyet niteliğindeki her açıklamasının da “siyasi veya ideolojik faaliyet” etiketi altında cezalandırılması mümkün değildir.
AİHM içtihadı da askerî disiplinin meşru bir sınırlama gerekçesi olduğunu kabul etmekle birlikte askerî personelin ifade özgürlüğünün tamamen ortadan kalkmadığını ortaya koymaktadır. Askerî disipline yönelik gerçek bir tehlikenin bulunması hâlinde sınırlama yapılabilir; ancak disiplin kurallarının sırf rahatsız edici veya eleştirel düşünceleri bastırmak için kullanılması temel haklarla bağdaşmaz.
Bu nedenle 6413 sayılı Kanun m.20/d kapsamında tesis edilecek bir Silahlı Kuvvetlerden ayırma işleminde esas soru yalnızca kişinin siyasi bir konuda konuşup konuşmadığı değildir. Personelin somut olarak hangi faaliyette bulunduğu, bu faaliyetin siyasi veya ideolojik amacı, davranışın aktif siyasi faaliyet seviyesine ulaşıp ulaşmadığı, isnadın hangi delillerle ispatlandığı, askerî hizmet ve disiplin üzerindeki etkisi, personelin savunmasının dikkate alınıp alınmadığı ve meslekten ayırma gibi son derece ağır bir yaptırımın neden gerekli olduğunun ortaya konulup konulmadığı birlikte incelenmelidir.
Başka bir ifadeyle askerî personelin siyasi tarafsızlık yükümlülüğü güçlüdür; ancak “siyasi faaliyet” kavramı sınırsız değildir. Kişinin düşüncesi ile faaliyeti, münferit siyasi içerikli konuşma ile propaganda, pasif sosyal medya etkileşimi ile örgütlü siyasi faaliyet ve yakınlarının siyasi tercihleri ile personelin kendi davranışları birbirinden ayrılmalıdır. Silahlı Kuvvetlerden ayırma gibi meslek hayatını sona erdiren bir işlem ancak bu ayrımlar gözetilerek, somut delillerle ve hukuken denetlenebilir bir gerekçeyle tesis edildiğinde hukuka uygunluk denetiminden geçebilir.