Devlet memurluğundan çıkarma, kamu personeli hakkında uygulanabilecek en ağır disiplin yaptırımıdır. Günlük kullanımda “devlet memurluğundan atılma” veya “memuriyetten atılma” olarak ifade edilen bu yaptırım, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu bakımından devlet memurluğundan çıkarma cezası olarak düzenlenmiştir. Bu cezanın uygulanması yalnızca mevcut kamu görevinin sona ermesi anlamına gelmemekte; kişi bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memuriyetten çıkarılmaktadır. Bu nedenle devlet memurluğundan çıkarma işlemlerinde yalnızca isnat edilen fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği değil, disiplin soruşturmasının usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği, delillerin yeterli olup olmadığı, savunma hakkının gereği gibi kullandırılıp kullandırılmadığı, fiil ile verilen ceza arasında ölçülülük bulunup bulunmadığı ve kararın yetkili makam tarafından verilip verilmediği ayrı ayrı incelenmelidir. Hukuka aykırı şekilde tesis edilen çıkarma işlemlerine karşı açılacak devlet memurluğundan atılma davası, memurun yeniden görevine dönebilmesi ve işlem nedeniyle kaybettiği özlük ve parasal hakların giderilebilmesi bakımından temel hukuki yoldur. Anayasa Mahkemesi de disiplin hukukunda savunma hakkının anayasal bir güvence olduğunu ve kamu görevlisine savunma imkânı tanınmadan disiplin cezası verilemeyeceğini açık biçimde vurgulamaktadır.
657 Sayılı Kanuna Göre Devlet Memurluğundan Çıkarma Nedir?
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesinde devlet memurluğundan çıkarma; kişinin bir daha devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarılması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu yönüyle devlet memurluğundan çıkarma cezası; uyarma, kınama, aylıktan kesme veya kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarından çok daha ağır sonuç doğurmaktadır. Ancak yaptırımın ağır olması, idarenin bu cezayı geniş bir takdir yetkisi içerisinde verebileceği anlamına gelmez. Tam aksine, kamu görevlisinin meslek hayatını bütünüyle sona erdiren böylesine ağır bir işlemin somut, denetlenebilir ve hukuken geçerli delillere dayanması gerekir.
Bir disiplin soruşturmasında birtakım iddiaların ileri sürülmüş olması tek başına devlet memurluğundan çıkarma için yeterli değildir. İsnat edilen eylemin gerçekleştiğinin ortaya konulmasının yanında, bu eylemin hangi disiplin hükmünü ihlal ettiği, eylem ile personel arasındaki bağın nasıl kurulduğu ve neden daha hafif bir disiplin yaptırımının değil de devlet memurluğundan çıkarma cezasının uygulanması gerektiği hukuken açıklanabilir olmalıdır. Özellikle soyut tanık anlatımlarına, doğrulanmamış ihbarlara, varsayıma dayalı değerlendirmelere veya birbirleriyle çelişen belgelere dayanılarak verilen çıkarma cezaları idari yargı denetiminde tartışma konusu olabilmektedir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasını Gerektiren Fiil ve Haller Nelerdir?
Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 125/E maddesinde düzenlenmiştir. Kanun kapsamında ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların çalışma düzenini bozmak; boykot, işgal, işi yavaşlatma ve grev benzeri eylemlere katılmak veya bunları teşvik etmek; yasaklanmış yayınları yahut siyasi ve ideolojik içerikli bildiri, afiş veya benzeri materyalleri basmak ve dağıtmak; siyasi partiye girmek; özürsüz olarak bir yılda toplam yirmi gün göreve gelmemek; savaş, olağanüstü hâl veya genel afetlere ilişkin konularda verilen görev ve emirleri yerine getirmemek devlet memurluğundan çıkarma sonucunu doğurabilecek fiiller arasında bulunmaktadır.
Aynı maddede amirine, maiyetindekilere veya iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak, memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak, yetki almadan gizli bilgileri açıklamak, siyasi ve ideolojik eylemlerden aranan kişileri görev mahallinde gizlemek ve yurt dışında devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak gibi başka fiiller de devlet memurluğundan çıkarma kapsamında değerlendirilmiştir. Bununla birlikte özellikle “memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket” gibi değerlendirmeye açık disiplin hükümlerinin uygulanmasında somut olayın bütün koşullarının ortaya konulması önem taşımaktadır. Danıştay kararlarında da isnat edilen fiilin gerçekten gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve kanundaki disiplin normuyla örtüşüp örtüşmediğinin somut biçimde değerlendirilmesi gerektiği görülmektedir. Örneğin Danıştay 12. Dairesinin 2022/2865 Esas, 2025/4606 Karar sayılı kararına konu uyuşmazlıkta, çıkarma cezasına dayanak alınan fiilin somut olarak ortaya konulamaması hukuki değerlendirmede belirleyici olmuştur.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasını Kim Verir?
“Devlet memurluğundan çıkarma cezasını kim verir?” sorusu, çıkarma işleminin hukuka uygunluğunun belirlenmesinde doğrudan önem taşıyan bir konudur. 657 sayılı Kanun sistematiğinde devlet memurluğundan çıkarma cezası sıradan bir disiplin amiri kararıyla verilebilecek bir ceza değildir. Devlet memurluğundan çıkarma konusunda karar verme yetkisi, ilgili personelin bağlı bulunduğu kurumun Yüksek Disiplin Kuruluna aittir.
Bu nedenle disiplin soruşturmasını gerçekleştiren muhakkikin veya soruşturmacının kanaati doğrudan memuriyetten çıkarılma sonucunu doğurmaz. Soruşturmacı elde ettiği delilleri ve değerlendirmelerini bir rapor hâline getirir; ancak devlet memurluğundan çıkarma yönündeki nihai hukuki değerlendirme ve karar yetkili Yüksek Disiplin Kurulunca gerçekleştirilir. Danıştayın konuya ilişkin kararlarında disiplin mercilerinin soruşturmacının teklif ettiği hukuki nitelendirmeyle mutlak anlamda bağlı olmadığı, önlerine gelen dosyanın başka bir disiplin merciinin görev alanında olduğunu değerlendirmeleri hâlinde dosyanın yetkili merciye gönderilebileceği de kabul edilmektedir.
Yetki unsuru idari işlemin temel unsurlarından olduğundan, devlet memurluğundan çıkarma konusunda kanunen yetkili olmayan bir makam tarafından tesis edilen işlem yalnızca şekli bir eksiklik olarak görülmemelidir. Devlet memurluğundan çıkarma cezasının iptali davasında kararın hangi makam tarafından verildiği, kurulun usulüne uygun oluşturulup oluşturulmadığı ve karar sürecinin kanuni prosedüre uygun yürütülüp yürütülmediği ayrıca değerlendirilmelidir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasında Savunma Hakkı
Devlet memurluğundan çıkarma davalarında en önemli uyuşmazlık alanlarından biri savunma hakkıdır. Anayasa’nın 129. maddesi uyarınca kamu görevlisine savunma hakkı tanınmadan disiplin cezası verilmesi mümkün değildir. 657 sayılı Kanun’da da aynı güvence ayrıca düzenlenmiştir. Ancak devlet memurluğundan çıkarma söz konusu olduğunda savunma hakkının yalnızca şeklen bir yazı gönderilerek yerine getirilmiş sayılması mümkün değildir. Personelin hangi fiille suçlandığını, isnadın hukuki niteliğini ve disiplin sürecinin kendisi bakımından hangi sonucu doğurabileceğini anlayabilecek durumda olması gerekir.
Danıştay içtihadında bu konu özellikle önemsenmektedir. Yüksek Disiplin Kuruluna sevk edilerek hakkında devlet memurluğundan çıkarma teklif edilen personele, isnat edilen fiiller ve teklif edilen yaptırım kapsamında son savunmasını gerçekleştirebilmesi için gerçek ve etkili bir imkân tanınması gerekmektedir. Danıştay, Yüksek Disiplin Kurulunca usulüne uygun son savunma alınmadan devlet memurluğundan çıkarma kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Başka bir uyuşmazlıkta ise personele savunma için verilen süre henüz dolmadan Yüksek Disiplin Kurulunun çıkarma kararı vermesi hukuka aykırılık nedeni kabul edilmiştir.
Bu nedenle devlet memurluğundan atılma davası hazırlanırken yalnızca isnadın esasına ilişkin savunma yapılması yeterli değildir. Savunma istem yazısının içeriği, tebliğ tarihi, verilen savunma süresi, dosyaya erişim imkânı, Yüksek Disiplin Kurulundaki savunma süreci ve karar tarihi kronolojik olarak karşılaştırılmalıdır.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasına İtiraz Nereye Yapılır?
İnternet aramalarında sıkça karşılaşılan “devlet memurluğundan çıkarma cezasına itiraz nereye yapılır?” sorusunda önemli bir terminolojik ayrım bulunmaktadır. 657 sayılı Kanun’un 135. maddesinde uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna; kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı ise yüksek disiplin kuruluna yapılabilecek idari itiraz yolu düzenlenmiştir. Buna karşılık devlet memurluğundan çıkarma cezası için aynı maddede ayrıca bir üst disiplin merciine yapılacak olağan bir idari itiraz mekanizması öngörülmemiştir.
Bu nedenle devlet memurluğundan çıkarma cezasına itiraz denildiğinde uygulamada esas hukuki yol, işlemin iptali istemiyle idari yargıya başvurulmasıdır. Başka bir ifadeyle Yüksek Disiplin Kurulu tarafından verilmiş devlet memurluğundan çıkarma kararının hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa uyuşmazlık idare mahkemesi önüne taşınmalıdır. Dava açılmadan önce işlemi tesis eden kuruma dilekçe verilmesi bazı durumlarda tercih edilebilse de bunun dava süresine etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Dava açma süresinin geçirilmesine neden olabilecek belirsiz veya yanlış idari başvurulardan kaçınılması bu nedenle önem taşımaktadır.
Devlet Memurluğundan Atılma Davası Hangi Mahkemede Açılır?
Devlet memurluğundan atılma davası, hukuki niteliği itibarıyla bir idari işlemin iptaline yönelik idari davadır. Bu nedenle görevli mahkeme kural olarak idare mahkemesidir. Davada, devlet memurluğundan çıkarma cezasına ilişkin işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları yönünden hukuka uygun olup olmadığı incelenmektedir.
Yetkili mahkemenin belirlenmesinde ise kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kuralları dikkate alınmalıdır. Personelin görev yaptığı yer, atama durumu, işlemi tesis eden kurum ve uyuşmazlığın niteliği somut olay bakımından değerlendirilmelidir. Bu nedenle özellikle farklı şehirde görev yapan veya çıkarma işlemi sonrasında başka bir yerde ikamet etmeye başlayan personel açısından yalnızca mevcut ikametgâha göre dava açılması hatalı sonuç doğurabilir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Davası Kaç Gün İçinde Açılır?
Devlet memurluğundan çıkarma işlemlerinde dava süresinin kaçırılmaması son derece önemlidir. Özel bir kanunda farklı süre öngörülmediği müddetçe idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Sürenin başlangıcının belirlenmesinde işlemin personele ne zaman ve ne şekilde bildirildiği ayrıca incelenmelidir.
Disiplin kararının oluşturulduğu tarih ile memura tebliğ edildiği tarih aynı kavram değildir. Dava açma süresi bakımından kural olarak ilgilinin işlemi usulüne uygun biçimde öğrendiği ve tebellüğ ettiği tarih önem taşımaktadır. Bu nedenle devlet memurluğundan çıkarılan personelin kararın kendisine tebliğ edildiği zarfı, tebliğ belgesini, elektronik tebligat kaydını veya ilgili kurum bildirimlerini muhafaza etmesi gerekir. Özellikle sürenin son günlerine bırakılan başvurularda görev ve yetki konusunda yapılacak hatalar ciddi hak kayıplarına neden olabileceğinden devlet memurluğundan çıkarma davasının mümkün olduğunca erken hazırlanması önemlidir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Ne Zaman Kesinleşir?
“Devlet memurluğundan çıkarma cezası ne zaman kesinleşir?” sorusunda disiplin hukukundaki “kesinleşme” kavramıyla mahkeme kararının kesinleşmesi birbirinden ayrılmalıdır. Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezaları bakımından 657 sayılı Kanun’un 135. maddesinde ayrıca idari itiraz prosedürü bulunmaktadır ve kanunda itiraz edilmeyen disiplin cezalarının kesinleşmesine ilişkin hükümler yer almaktadır. Devlet memurluğundan çıkarma ise Yüksek Disiplin Kurulunca verilen ve personelin kamu göreviyle ilişiğinin sona ermesine neden olan icrai bir idari işlemdir.
Devlet memurluğundan çıkarma kararına karşı dava açılması, işlemi tek başına ve kendiliğinden uygulanamaz hâle getirmez. Bu nedenle davayla birlikte koşulları bulunuyorsa yürütmenin durdurulması talebinde bulunulması ayrıca önem taşıyabilir. İdari yargıda yürütmenin durdurulması için işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zarar doğması koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Memuriyet ilişkisinin sona ermesi, maaş ve özlük haklarının kaybedilmesi ve kişinin kamu görevinden ayrılmak zorunda bırakılması, somut olayın özelliklerine göre yürütmenin durdurulması talebinin gerekçelendirilmesinde önem taşıyabilecek sonuçlardır.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Davasında Neler İncelenir?
Devlet memurluğundan çıkarma cezasının hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesi yalnızca “personel bu davranışı yaptı mı?” sorusundan ibaret değildir. Öncelikle disiplin soruşturmasının hukuka uygun biçimde başlatılması, isnadın açık biçimde ortaya konulması ve ilgili personelin lehine ve aleyhine bütün delillerin toplanması gerekir. Soruşturmanın yalnızca cezalandırmaya yönelik delilleri bir araya getiren tek taraflı bir faaliyete dönüşmesi disiplin hukukunun temel güvenceleriyle bağdaşmaz.
Bunun yanında tanık ifadelerinin birbiriyle uyumu, kamera veya elektronik kayıtların bulunup bulunmadığı, kurum kayıtlarının incelenip incelenmediği, personelin savunmasında gösterdiği delillerin araştırılıp araştırılmadığı ve soruşturma raporunun varsayıma mı yoksa somut vakıalara mı dayandığı değerlendirilmelidir. İsnat edilen fiilin gerçekleştiği kabul edilse dahi ayrıca fiilin gerçekten 657 sayılı Kanun’un 125/E maddesinde belirtilen devlet memurluğundan çıkarma sebeplerinden birine karşılık gelip gelmediği araştırılmalıdır.
Özellikle “memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareket” gibi yoruma açık düzenlemelerde eylemin niteliği, meydana geldiği ortam, kamu göreviyle bağlantısı, ortaya çıkan sonuç ve personelin kusuru birlikte değerlendirilmelidir. Disiplin normlarının sınırsız ve öngörülemez biçimde genişletilmesi hukuki güvenlik ve kanunilik ilkeleri bakımından sorun oluşturabilir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasında Ceza Davasının Sonucu Önemli midir?
Aynı fiil nedeniyle hem ceza soruşturması veya kovuşturması hem de disiplin soruşturması yürütülebilir. Ceza yargılamasıyla disiplin soruşturması birbirinden farklı hukuki alanlar olmakla birlikte ceza dosyasının sonucu her durumda önemsiz kabul edilemez. Özellikle disiplin cezasına temel alınan maddi vakıanın ceza mahkemesinde gerçekleşmediğinin ortaya konulması, delillerin gerçeği yansıtmadığının tespit edilmesi veya kişinin isnat edilen eylemi gerçekleştirmediğinin belirlenmesi, devlet memurluğundan çıkarma işleminin hukuki dayanağını doğrudan etkileyebilir.
Danıştay 12. Dairesinin 2022/2865 Esas, 2025/4606 Karar sayılı kararında da ceza yargılamasında verilen beraat hükmü sonrasında disiplin cezasına esas alınan fiilin somut olarak ortaya konulup konulamadığı değerlendirilmiş ve devlet memurluğundan çıkarma işleminin hukuka uygunluğu bu çerçevede incelenmiştir. Dolayısıyla “ceza davası ile disiplin soruşturması birbirinden bağımsızdır” şeklindeki genel kabul, ceza dosyasında ortaya çıkan hiçbir maddi tespitin disiplin davasında dikkate alınmayacağı şeklinde yorumlanmamalıdır.
Meslekten Çıkarma Cezası ile Devlet Memurluğundan Çıkarma Aynı Şey midir?
Meslekten çıkarma cezası ile devlet memurluğundan çıkarma cezası her durumda aynı hukuki kavram değildir. Personelin tabi olduğu özel mevzuata göre farklı yaptırımlar ve farklı hukuki sonuçlar düzenlenmiş olabilir. Özellikle Emniyet, Jandarma, Sahil Güvenlik ve diğer özel statülü kamu personeli bakımından genel 657 sayılı Kanun hükümlerinin yanında özel disiplin mevzuatının ayrıca incelenmesi gerekir.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun kararlarında da meslekten çıkarma ile devlet memurluğundan çıkarma yaptırımları arasındaki bu farkın hukuki değerlendirmeye konu olduğu görülmektedir. Bu nedenle “meslekten çıkarma cezası emsal karar” veya “devlet memurluğundan çıkarma emsal karar” araştırması yapılırken personelin hangi statüye tabi olduğunun belirlenmesi önem taşır. Farklı personel kanununa tabi bir kamu görevlisine ilişkin kararın doğrudan 657 sayılı Kanuna tabi bir memurun uyuşmazlığına uygulanması her zaman doğru sonuç vermeyebilir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezası Alan Emekli Olabilir mi?
“Devlet memurluğundan çıkarma cezası alan emekli olabilir mi?” sorusunun cevabı kişinin tabi olduğu sosyal güvenlik rejimine, ilk defa kamu görevine giriş tarihine, prim ve hizmet süresine ve emeklilik için aranan diğer şartlara göre değişmektedir. Devlet memurluğundan çıkarma cezası ile kişinin mevcut kamu görevi sona erdirilmekteyse de bu durum geçmiş hizmetlerin ve sosyal güvenlik sisteminde kazanılmış prim günlerinin kendiliğinden ortadan kalkması anlamına gelmez.
Özellikle 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kapsamındaki eski iştirakçiler ile 5510 sayılı Kanun kapsamında 4/1-c sigortalısı olan kamu görevlilerinin durumları birbirinden farklı şekilde değerlendirilmelidir. SGK da kamu görevlilerinin sosyal güvenlik statüsünü 5510 sayılı Kanun’un 4/1-c hükmü kapsamında ayrıca açıklamaktadır. Bununla birlikte memuriyetten çıkarılan kişinin hangi tarihte kamu görevine başladığı, toplam hizmet süresi, başka sigortalılıklarının bulunup bulunmadığı ve emeklilik şartlarını sağlayıp sağlamadığı görülmeden yalnızca çıkarma cezasına bakılarak kesin bir emeklilik değerlendirmesi yapılması doğru değildir.
Devlet Memurluğundan Çıkarma Emsal Kararlarında Hangi Hususlar Öne Çıkmaktadır?
Devlet memurluğundan çıkarma emsal kararları incelendiğinde, mahkemelerin yalnızca soruşturma raporundaki sonuca bağlı kalmadığı görülmektedir. Savunma hakkının gereği gibi tanınıp tanınmadığı, isnat edilen eylemin somut delillerle ortaya konulup konulmadığı, fiilin kanunda belirtilen disiplin suçunu oluşturup oluşturmadığı, işlemin yetkili kurul tarafından tesis edilip edilmediği ve disiplin sürecinde usule ilişkin temel güvencelere uyulup uyulmadığı yargısal denetimin merkezinde bulunmaktadır.
Danıştay, hakkında devlet memurluğundan çıkarma teklif edilen kişinin Yüksek Disiplin Kurulundaki son savunması alınmaksızın çıkarılmasını hukuka aykırı bulduğu gibi, savunma için tanınan süre henüz tamamlanmadan karar verilmesini de hukuka aykırılık nedeni olarak değerlendirmiştir. Yine çıkarma cezasına dayanak alınan davranışın somut olarak ortaya konulamaması hâlinde işlemin hukuki sebebinin ortadan kalkabileceği kabul edilmektedir. Bu kararlar, devlet memurluğundan atılma davasının yalnızca fiilin inkârına dayalı biçimde değil, soruşturmanın tamamının hukuka uygunluğu incelenerek hazırlanması gerektiğini göstermektedir.
Devlet Memurluğundan Atılma Davası Sonucunda Göreve Dönülebilir mi?
İdare mahkemesi tarafından devlet memurluğundan çıkarma işleminin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi hâlinde, iptal kararının temel sonucu hukuka aykırı idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasıdır. Bunun sonucunda personelin kamu görevi ve özlük haklarının yeniden değerlendirilmesi gündeme gelir. Davada yalnızca çıkarma işleminin iptali değil, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal ve özlük haklarının iadesi de uyuşmazlığın niteliğine göre talep edilebilir.
Ancak iptal kararının gerekçesi burada büyük önem taşımaktadır. Örneğin işlem yalnızca savunma hakkındaki bir usul eksikliği nedeniyle iptal edilmişse idarenin usule ilişkin eksikliği gidererek yeniden işlem tesis etme ihtimali bulunabilir. Danıştay kararlarında da özellikle son savunmanın usulüne uygun alınmamasından kaynaklanan hukuka aykırılıklarda bu ayrım üzerinde durulmaktadır. Buna karşılık mahkeme isnat edilen fiilin gerçekleşmediğini, delillerin yeterli olmadığını veya eylemin çıkarma cezasını gerektiren disiplin suçunu oluşturmadığını tespit etmişse kararın hukuki sonuçları farklılaşacaktır.
Devlet Memurluğundan Atılma Davasında Hukuki Değerlendirme Neden Önemlidir?
Devlet memurluğundan çıkarma, kişinin yalnızca mevcut görevinden ayrılmasına değil mesleki geleceğinin bütünü üzerinde ağır sonuçların meydana gelmesine yol açan bir disiplin yaptırımıdır. Bu nedenle 657 devlet memurluğundan çıkarma hükümleri uygulanırken idarenin sahip olduğu disiplin yetkisi sınırsız değildir. İsnadın açık olması, delillerin hukuka uygun biçimde elde edilmesi, lehe ve aleyhe delillerin birlikte değerlendirilmesi, savunma hakkının gerçek anlamda kullandırılması ve kararın kanunda belirtilen yetkili makam tarafından verilmesi gerekir.
Bu kapsamda açılacak devlet memurluğundan atılma davasında disiplin soruşturması dosyasının tamamı incelenmeli; soruşturma oluru, muhakkik görevlendirmesi, ifade ve tanık tutanakları, savunma istem yazıları, tebliğ belgeleri, soruşturma raporu, Yüksek Disiplin Kurulu sevk yazısı ve nihai kurul kararı birbiriyle birlikte değerlendirilmelidir. Çıkarma kararının yalnızca sonuç bölümü üzerinden yapılacak bir inceleme çoğu zaman yeterli olmayacaktır. Çünkü devlet memurluğundan çıkarma işleminin iptaline yol açabilecek temel hukuka aykırılık, çoğu durumda disiplin sürecinin önceki aşamalarında ortaya çıkmaktadır.